arada, geçişte, sessizlikte…

Bundan tam 4 yıl önce Türkiye’ye döndüğümden beri bir projeden diğerine koşturup duruyorum. Kasım 2005’te Türkiye’ye döndüğümde Buğday Derneği’nin kapısını çalmış, kısa bir süre sonra da onlarla çalışmaya başlamıştım. Bunu takip eden 4 yıl boyunca birbirinden heyecanlı “sürdürülebilir yaşam” projeleri birbirini kovaladı: Buğday ile Ekolojik Pazar ve saman balyasından ev projesi, Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali, Sürdürülebilir Yaşam Gezici Festivali, Slow Food Gençlik Gıda Hareketi, permakültür eğitimleri ve Türkiye permakültür ağı…yurtdışında parçası olduğum proje ve networkler de cabası… Bir de baktım ki, bu yılın ortalarında doğru, yorulmuşum, ne yeni bir proje yaratacak halim kalmış, ne de var olan projeleri sürdürecek…Ben de pek çok aktivistin ve sosyal girişimcinin muzdarip olduğu aynı problemle karşı karşıya buldum kendimi. “Dünyada ve toplumda yapılacak çok iş var, zaman az” zihniyetiyle kendi sağlığını ve ihtiyaçlarını göz ardı etmek. “Hayata hizmet” niyetiyle çalışıp da kendini “burned out” yani bitmiş, tükenmiş bulan o kadar çok arkadaşım var ki bu yolda benimle yürüyen.

Artık zamanıdır dedim ve Ekim ayındaki permakültür eğitimlerini de tamamladıktan sonra uzun zamandır ihtiyaç duyduğum “arayı” hediye ettim kendime. Arada olmak, geçiş, tanımlanmış bir hayat tarzından ve iş rutininden bilinmeyene doğru adım atmak, kendini evrenin yol göstericiliğine açmak, hayatın doğal akışına hizalanmak…artık yola düşmek zamanı, büyülü gizem yolculuğum dedim buna, içe ve dışa yapılacak bir yolculuk, öze, gerçeğe doğru… Aslında bu “aralara” o kadar ihtiyacımız var ki hepimizin. Zaman zaman durmaya, içimize dönmeye, kendimizle başbaşa kalmaya, yeni bir şeyler görüp, duyup öğrenmeye…Mevlana’nın dediği gibi …Her gün bir yerden göçmek ne iyi, her gün bir yere konmak ne güzel, bulanmadan donmadan akmak ne hoş, dünle beraber gitti cancağızım, şimdi bir şeyler söylemek lazım…Ne kadar söz varsa düne ait, şimdi yeni şeyler söylemek lazım…

Çok emek ve zaman verdiğim ve büyüyüp topluma hizmet potansiyeli olan bazı projeleri bırakmak epey zor oldu. Ama bir noktada tohumların filiz verip tutunduğuna ve bundan sonra başkalarının sorumluluk alacağına olan inancım – bir yerde kendini çok önemsememek – bu adımı atmamı kolaylaştırdı. Kendi değerimizi yaptığımız işlerle ve “başarılarımızla” özdeşleştirdiğimiz bir kültürde durmak, hiç bir şeye (ama aslında herşeye) adım atmak yine zihni zorlayan bir seçim. Ama vücut ve kalp onayını aldıktan sonra zihne söyleyecek fazla bir şey kalmıyor…

Yolculuğumun ilk durağı Andrew’un önerisiyle katıldığım “Aile Dizimi” (Family Constellation) semineri oldu. Konunun gerçek ustası Svagito Liebermeister tarafından Cihangir Yoda’da düzenlenen 3 günlük çalışma herhalde bugüne kadar beni en derinden etkileyen çalışmalardan biri oldu. Aile Dizimi, Bert Hellinger’ın geliştirdiği bir sistem. Bu sisteme göre gündelik yaşamdaki sorunlarımızın kaynağı (işte, evde, duygusal, fiziksel, ruhsal) aile dinamiklerimizde yatıyor. Analiz olmadan sadece aile fertlerini temsilen seçilen kişileri dizerek yapılan çalışma esnasında o andaki ailenin (öz ya da mevcut ailenin) dinamikleri ortaya çıkıyor. Bu dinamikler, sevgi yollarında bir tıkanma ya da düğüm ortaya çıkarabiliyor. Düğümlerin ortaya çıkması ile tıkanıklıkta bir gevşeme başlıyor, sevgi yolları ‘hizaya’ giriyor. Daha fazla bilgi için Cihangir Yoga ve Svagito’nun web sayfalarına bakabilirsiniz.

Bir sonraki durak 10 günlük bir Vipassana meditasyonu inzivasıydı. Yorulmuş, yıpranmış bir insanın kendi için yapabileceği en iyi şey, en iyi ilaç, hediye… Olanı olduğu gibi görmek anlamına gelen Vipassana, Hindistan’ın en eski meditasyon tekniklerinden biridir. Vipassana, evrensel hastalıklara evrensel bir çare, bir başka deyişle bir Yaşama Sanatı olarak 2500 yıldan daha uzun bir süre önce Hindistan’da Budda tarafından öğretilmiştir. İnsanın kendi nefesini ve vücudundaki duyumları objektif olarak gözlemleyerek beden ile zihin arasındaki derin bağlantı üzerinde odaklanmasıdır. Bu bağlantı, bedenin yaşamını şekillendiren ve zihnin yaşamına da sürekli bağlı olan ve onu koşullayan bedensel hisler üzerine disiplinli bir şekilde dikkatin yoğunlaştırılması ile doğrudan deneyimlenebilir. Bu teknik, zihinsel kirliliklerin tamamen yok edilmesini ve bunun sonucunda da eksiksiz özgürlüğün en yüksek mutluluğunu amaçlamaktadır. Bu tekniğin amacı, yalnızca hastalıkları tedavi etmek değil, insanın mutsuzluğunun, ıstırabının asıl tedavisini gerçekleştirmektir. İnsanın düşüncelerini, duygularını, yargılarını ve duyumlarını işleten bilimsel yasalar anlaşılır hale gelir. Doğrudan deneyimle, kişinin ilerleyişinin ya da gerileyişinin, ıstırabı nasıl ürettiğinin ya da ondan nasıl özgürleştiğinin doğası anlaşılır. Yaşam, artan farkındalıkla, aldanmadan uzak, öz-denetim ve huzur ile nitelik kazanır. (Daha fazla bilgi için http://www.tr.dhamma.org/index.htm)

Tam 10 gün boyunca kendi içimize yönelik kanallar haricinde tüm iletişim (yani dikkati dağıtacak) kanalları kapattık; televizyon, telefon, bilgisayar, kitap, defter, hiç bir şey yoktu. 10 gün boyunca tam bir sessizlik ve teslimiyet içerisinde (evet, konuşmak da yasaktı) günde yaklaşık 10 saat oturup nefesi, zihni ve vücudu gözlemlemek inanılmaz bir tecrübe. Dikkatinizi dağıtan hiç bir dış faktör olmadığı için ister istemez kendinizle, zihninizin ürettiği tüm olumsuzluklarla, kendi özgürlüğünüzü ve sevme kapasitenizi sınırlayan düşünce kalıplarıyla karşı karşıya kalıyorsunuz. Bu karşılaşma zor ama insanı arındıran, hafifleten ve özgürleştiren bir süreç. Dışarda ne olursa olsun, nihayetinde kendi yaşamlarımızla ve içimizde olup bitenlerle ilgili sorumluluğu alabilme cesaretini göstermeyi destekleyen bir süreç.

10 gün bitip de inziva mekanindan ayrıldığımda üzerimden ağır bir yük kalkmış gibi hafif, bir hamur gibi yumuşak ve o anki gerçekliğimle olabildiğine barışık buldum kendimi. Ve tabi şükran duygusuyla dolup taşarak…beni bu inzivadan haberdar eden dostum Nesli’ye, inzivayı organize edenlere, Goenkaji’ye ve tabi Budda’ya…

Yolculuğun bundan sonraki durağı Konya. Almanya, Yunanistan, İran, Belçika ve Afganistan’dan dostlarımla Şeb-i Arus için buluşacağız, Mevlana ve Şems’i ziyaret edeceğiz. Doğrunun ve yanlışın ötesinde sevgiyi ve barışı arayanlarla buluşmak dileğiyle…

Add comment 28 Kasım 2009

Penny Livingston/Pastoral Vadi permakültür çalıştayı notları

Eylül ayında Penny Livingston ile Pastoral Vadi’de yaptığımız permakültür çalıştayının notları bir grup katılımcı tarafından Türkçeleştirildi ve bir kitapçık halinde derlendi. Önsözünü Penny’nin yazdığı bu kitapçığın hazırlanmasında büyük emeği geçen Ali Gökmen ve diğer arkadaşlarıma tüm permakültür topluluğu adına teşekkür ediyorum.

Çalıştay notlarına buradan ulaşabilirsiniz:

Penny Livingston/Pastoral Vadi permakültür çalıştayı notları

Bu belge hiç bir karşılık beklenmeden herkesin kullanımına açıktır. Parayla satılmaz. Belge paylaşılacaksa bir bütün olarak paylaşılması önerilir. Belgede herhangi bir parça kullanılacaksa referans verilmesi gereklidir.

Umuyoruz ki bu belgede paylaşılan bilgiler pek çok kişiye ulaşır; yaşam alanlarımızın daha güzel, sağlıklı ve sürdürülebilir alanlara dönüşmesine hizmet eder. Lütfen siz de bu dokümanı kendi eposta gruplarınızla ve bloglarınızda paylaşın ki permakültür farkındalığını ve bilgisini paylaşarak çoğaltalım. Teşekkürler!

spiral_grup

5 comments 5 Kasım 2009

GDO’lu gıdaların yönetilmesini değil, yasaklanmasını istiyoruz!

gdo_bulten

Bu bültenin pdf formatına buradan ulaşabilirsiniz: GDO Bülten

Add comment 3 Kasım 2009

GDOya karşı örgütlenme tabandan başladı

GDOlu ürünlerin ithalat, ihracat ve işlenmesini yasallaştıran yönetmeliğin yürürlüğe girmesinin üzerinden henüz bir hafta geçti ki konuyu takip eden sivil insiyatifler, başta GDOya Hayır Platformu olmak üzere Slow Food gibi gıda hareketlerinin üyeleri kolları sıvayıp kendi geleceğimiz ve çocuklarımızın geleceği için ne yapılması gerektiğini konuşmaya başladı. Belki de şu anda Türkiye’de bir tarih yazılıyor. Belki de ilk defa halkın onayı alınmadan, endişeleri görmezden gelinerek alınan, tepeden inme bir karar halk tarafından, hem de tabandan gelen bir hareketle sorgulanacak. Eğer biz sağduyulu ve geleceğin sorumluluğunu üstlenmeyi bilen vatandaşlar olarak sesimizi hep birlikte çoğaltırsak yasayı yapanlar bizi duymak zorunda kalacak. Ve inanıyorum ki onların vicdanlarında bir yerde “gelecek nesillere ve yeryüzüne” olan sorumluluk hissi uyanacak.  Ne de olsa biz bu dünyayı gelecek nesillerden ödünç aldık…başak

İşte bunu çok güzel ifade etmiş Fikir Sahibi Damaklar‘ın GDO ile ilgili hazırladığı son e-bülten. Bakın neler demişler:

Anneler! 26 Ekim Pazartesi günü 27388 sayılı Resmi Gazete’de sizi, ailenizi, çocuklarınızı çok yakından etkileyecek bir yönetmelik yayımlandı:

Tohumluklar dışındaki genetiği değiştirilmiş organizma ve ürünleri ile bunları içeren gıda ve yem maddeleri hakkında karar verme, işleme, ithalat, ihracat, izleme, tescil, etiketleme, kontrol ve denetim ile ilgili usul ve esasları kapsayan Gıda Ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar Ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol Ve Denetimine Dair Yönetmelik” !

Şu andan itibaren market raflarına uzanıp da aldığınız herhangi bir ürün, bulbçocukluğunuzda yediğiniz, yemeye alıştığınız gıda olmayacak. Çocuklarımıza “çocukken yediğimiz”i yedirme hakkımız, elimizden alındı. “Yerine koyduğumuz”sa, çocuklarımıza yüksek ihtimal daha fazla sağlık problemi olarak dönecek.

Yeni doğanlarımızda daha fazla otizm göreceğiz. Yeni doğanlarımızın daha çoğu yaşamayacak. Çocuklarımızın çocuklarını görebilme ihtimalimiz,  annelerimizinkinden daha düşük olacak…

Aldığınız her ürünün etiketini okuyun. Her içeriği sorgulayın. Endüstriyel, hazır, paketlenmiş gıdalardan uzak durun. Organik ürün tercih edin. Sertifikasyon sistemi mükemmel olmasa da, bu ürünler diğerlerinden pahalı görünse de gözünüze, düşünün ki gerçek gıdayı tanımlamanın henüz başka bir yolu yok. Gerçek gıda tüketin. Gerçek gıda tüketmemek çok daha pahalı, unutmayın. Çocuğunuza ne yedirdiğinizi ve neden diğerini yedirmediğinizi anlatın. Anlatın ki, o da kendini koruyabilsin. Ve unutmayın: bugünün dünyası kazanç odaklı! Cebinizdeki o binbir güçlükle kazandığınız paranın alım gücüne son kuruşuna kadar güvenin. Onu gerçek gıdaya yatırın. Düşünün ki raflardaki onca yapay ürün, onca niteliği düşük gıda siz satın almadığınızda karlılığını yitirecek. Düşünün ki, gıdaymış gibi yapan onlarca kavanoz, kutu ve şişe siz satın almadığınızda üretenlerine birer zarar olarak geri dönecek. Ve hayal edin, bir gün, eğer, çokuluslu şirketler fark ederlerse ki tüketici gerçek gıdaya yöneliyor, kimbilir, belki üretimlerini gözden bile geçirirler.

slowfoodcuyuzGerçek gıdaya eşit erişim hakkı çocuklarımızın en temel hakkıdır!
Bu yönetmelik bizi kollayan bir yönetmelik değil.
Bu yönetmelik çokuluslu şirketlere toprağımızı, tohumumuzu sömürme yolu açan bir kapı.
Vatandaşını ticaretin, gerçek gıdayı GDO’nun önüne koyan bir yönetim arzuluyoruz.
Biz GDO’lu gıdaların yönetilmesini değil, yasaklanmasını istiyoruz.
Yönetmeliği kaleme alan ve altını imzalayanlara bir çift sözümüz var:
“Oğul sadıklığın bu muydu? Valla kurda yedirdin beni”

“Fikir sahibi damaklar” grubunun üyelerinden biri bültene şunları yazdı: “Dünya dünya olalı  beri mısırın püskülüne konan kelebeği, artık ‘konmamaya’ ikna etmek üzere mısırın genetiğine işlenen bir kimyasal, yıkamakla çıkmaz, biliyorum; çünkü kızımın gözlerinin yeşili gibi, o kimyasal da, tümüyle mısırın kodlarında artık. Üzerinde ya da etrafında değil. İçinde.
Kelebek konarsa mısırın püskülüne ve yumurtalarını bırakırsa eğer, ürünün bir kısmı zarar görür, doğru. Ama, o mısırı kızım yediğinde, içine işlenen, yıkamakla temizleyemeyeceğim, haşladığımda gitmeyecek o kimyasal, kızıma ne yapar… Asıl onu merak ediyorum ben.
Diyorlar ki “üreticisi, eğer, GDO’lu ürünün zarar verdiğini fark ederse, ürününü piyasadan çeker!”
Diyorum ki, “benim kızım denek değil”…

Fikir sahibi damaklar grubu üyelerinden bazıları ise 1 Kasım’da GDO orucuna girdi… Bundan sonra içinde GDO olan hiçbir gıdayı yemeyecekler…

Add comment 3 Kasım 2009

GDOya Hayır Platformu Basın Bildirisi

Kasım 01, 2009

GDO’ya Hayır! Platformu Basın Toplantısı

1 Kasım 2009

BİYOGÜVENLİĞİMİZ TEHLİKEDE!
GDO‘LARIN TİCARETİ SERBEST BIRAKILDI !

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan “Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmelik” 26 Ekim 2009 günlü Resmi Gazete‘de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

GDO‘lar konusunda 10 yıla ulaşan bir zaman dilimi boyunca kamuoyunu aydınlatma çabası içinde olan meslek örgütleri, demokratik kitle örgütleri, tüketici kuruluşları, çevreci kuruluşlar ve bilim insanları olarak bizler, ortaya çıkan yeni ve vahim durum karşısında, bir kez daha görüşlerimizi kamuoyu ile paylaşmayı görev sayıyoruz.

Yeni Yönetmelik ile GDO‘ların ülkeye girişine meşruluk kazandırılmış iken, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı‘nın sanki bu ürünlerin ticareti yasaklanmış gibi bir yanlış kamuoyu algısı yaratma girişimleri, bizlerin yukarıda belirtilen görevini daha da acil bir niteliğe taşımıştır.

Bu çerçevede;

1 – Türkiye‘nin, yıllardır talep ettiğimiz doğru içerikli bir Ulusal Biyogüvenlik Yasa‘sı olmadan, GDO‘ların ticaretinin bir Yönetmelikle düzenlenmesi hukuk, egemenlik ve halk sağlığı açısından bir skandaldır. Çünkü;

•· Yönetmelikler Yasa ve Tüzüklerin uygulanmasını göstermek üzere çıkartılırlar. Ortada bir Biyogüvenlik Yasası yokken, sözü edilen Yönetmeliğin GDO‘larla ilgili hiçbir düzenleme içermeyen Tarım, Gıda ve Yem Yasaları, 4703 sayılı Yasa ve 441 sayılı KHK‘ye dayandırılmaya çalışılması, sürecin hukuksuzluğunu olanca açıklığı ile ortaya koymaktadır.

•· Türkiye‘de yaşayan tüm yurttaşların sağlığını ve haklarını ilgilendiren bir konunun, TBMM‘de, milletin vekilleri tarafından görüşülmesi ve bir Yasa niteliğinde düzenlemeye konu edilmesi gerekirken, Bakanlar Kurulu‘nda imzaya açılan tasarının TBMM‘ye indirilmeyerek konunun Yönetmelik ile düzenlenmesi, millet iradesi ve egemenliğinin ihlalidir. Böylelikle, konunun vahim içeriği, halkın ve parlamentonun dikkatinden kaçırılmaya çalışılmaktadır.

•· GDO‘ların ticaretinin birkaç küçük istisnayla serbest bırakılması, bu alandaki kararların devlet memuru ağırlıklı bir Komite‘ye bırakılması, yine Bakanlık tarafından seçilecek uzmanlar listesinden görüş alınması gibi hükümler, halk sağlığı alanındaki tehlikenin açık görünümleridir. Siyasilerin ve şirketlerin baskısına direnebilecek bağımsız bilim otoriteleri yerine güdümlü organizasyonlar yeğleyen Yönetmelik, bundan da öte, bir Bakan talimatı ile her an değiştirilebilecek konumdadır.

Yukarda sayılan temel yanlışlıklar yanında, bebekler için risk sayılan gıdaların yetişkinler için serbest tüketime konu edilmesi, GDO‘suz gıda maddesi üreten işletmelerin bu yönde etiket kullanmalarının yasaklanması gibi hükümler ve asıl olarak GDO‘lu ürünlerin her türlü ticaretinin meşru zemine çekilmesi, Yönetmeliği kabul edilemez konuma taşımaktadır.

2 – Konunun halkın bilgisine sunulması yolunda ortaya koyduğumuz özverili çabalar, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı‘nı telaşa sürüklemiş olup, Bakanlık web sayfasında yapılan açıklamayla kamuoyu yanlış yönlendirilmeye çalışılmaktadır. Bu alanda da gerçekleri kamuoyu ile paylaşmayı görev biliriz;

•· Bakanlık, bu Yönetmelik ile GDO‘lu tohumların Türkiye‘de kullanımının yasaklandığını ifade etmektedir. Oysa bu yasaklama, on yıla yakın bir süredir, bir Genelgeyle sağlanmaktadır. Bakanlığın hem bu durumdan hiç söz etmemesi hem de hazırlayıp Bakanlar Kurulu‘na sunduğu Ulusal Biyogüvenlik Yasa Tasarısı Taslağı‘nda, Hükümet sözcüsü Sn Cemil ÇİÇEK‘in de ifade ettiği üzere, GDO‘lu tohumların ekimini serbest bırakmaya çalışması, kamuoyunu yanıltma girişimlerinin açık göstergeleridir.

•· Bakanlık, işbu Yönetmeliğe aykırı davrananlara, dayanakta gösterilen yasalar çerçevesinde, izin iptali, para cezası vb. cezaların verilebileceğini belirtmektedir. Bu cezaların çoğu, ilgili yasaların GDO‘lara özel düzenleme içermemeleri nedeniyle, olayın ciddiyetiyle bağdaşır nitelikte değildir. Nitekim, hazırlanıp TBMM‘ye sevk edilmeyen Kanun Tasarısı taslağı, bu alanda açıkça hürriyeti bağlayıcı cezalara hükmetmekte idi.

•· Bakanlık, risk değerlendirmesinin, 11 kişilik bağımsız, bilimsel, teknik komite tarafından yapılacağını belirtmektedir. Oysa Yönetmelik, uzmanlar listesinden Bakanlık tarafından seçilecek Komite‘nin, TAGEM, TÜGEM, KKGM temsilcileri yanında üniversite, TÜBİTAK ve araştırma enstitüleri temsilcilerinden oluşacağını belirtmektedir. Gerek uzmanlar listesinin niteliği, gerekse hem uzmanlar listesinin hem de Komite‘nin Bakanlık tarafından seçilecek olması, bu organizasyonun bağımsız, bilimsel, teknik sıfatlarını daha baştan ortadan kaldırmaktadır.

Sonuç olarak, gen bankası niteliğindeki ülkemizin biyolojik çeşitliliği, tarım potansiyelimiz, halkımızın satın alma gücü ve tüketim alışkanlıkları değerlendirildiğinde, GDO‘lu ürünlere Türkiye‘nin ihtiyacının olmadığı, üstelik bu ürünlerin kullanımının halk sağlığı yanında halkımızın dinsel – kültürel inanç ve alışkanlıklarına da aykırı olduğu ortadadır.

Bizler, bu alanda yıllardır halk yararına çaba gösteren kurum ve kuruluşlar olarak, bir kez daha GDO‘ya Hayır diyoruz. Halkın ve ülkenin yarar ve çıkarları, şirketlerin kar hırsının üzerindedir. Ülkemiz yurttaşlarının büyük çoğunluğunun istemediği genetiği değiştirilmiş ürünlerin, ülkemizi bir genetik yıkıma sürüklememesi için, her türlü meşru mücadelenin sürdürüleceğini ve GDO‘ları yasallaştırmaya çalışanların deşifre edilmeye devam edileceğini belirtiriz.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

GDO‘YA HAYIR PLATFORMU

GDO‘YA HAYIR PLATFORMU BİLEŞENLERİ: TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası -TMMOB Çevre Mühendisleri Odası-TMMOB Peyzaj Mimarları Odası -TMMOB Mimarlar Odası-TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Marmara Bölge Şubesi -TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Ege Bölge Şubesi -Türk Tabibler Birliği -Tüketici Dernekleri Federasyonu (TÜDEF)-Tüketici Örgütleri Federasyonu (TÖF)-Tüketiciyi Koruma Derneği (TÜKODER)-Tüketici Hakları Derneği -Tüketici Bilincini Geliştirme Derneği-Çiftçi-SEN-Ekoloji Kollektifi -DOĞADER -EKODER -KESK Tarım Orkam-Sen – Nilüfer Yerel Gündem 21 -Gemlik Yaşam Atölyesi Derneği-İçanadolu Çevre Platformu (İÇAÇEP) -Marmara Çevre Platformu (MARÇEP)-Ege Çevre Platformu (EGEÇEP) -Sürdürülebilir Yaşam Kolektifi-Gürsel Tonbul Çiftlik İşletmeleri -İmece Evi İmece Ekoköyü Dogal Yasam ve Ekolojik Çözümler Derneği -Imece Ekoköyü Kooperatif Girişimi – -Eskişehir Çevre Koruma ve Geliştirme Derneği-Muratpaşa Dostları Derneği – Konyaaltı Dostları Derneği -Kibele Ekolojik Yaşam Kooperatifi- PDA Pembe Domates Ağı -Akçaeniş Köyü Çevre Kültür Kalkınma ve Dayanışma Derneği-Kirazlı Ekolojik Yaşam Derneği -Bornova Sivil Toplum Platformu (BORPLAT)-Greenpeace Türkiye -Sinop Çevre Dostları Derneği -Doğu Akdeniz Çevre Bileşenleri -Yeni İnsan Yayınevi -Buğday Derneği -Slowfood Yağmur Böreği Birliği-Slowfood Fikir sahibi Damaklar Birliği -Slow Food Gençlik Gida Hareketi-Slow Food Ankara Birliği -Slow Food Kars Birligi -Boğatepe Çevre Yaşam Derneği-Aromaterapi Derneği (AROMADER)

Add comment 2 Kasım 2009

GDOlu gıdalar geliyor!

gmo

Tohumluklar dışındaki genetiği değiştirilmiş organizma ve ürünleri ile genetiği değiştirilmiş organizma ve ürünlerini içeren gıda ve yem maddeleri hakkında karar verme, işleme, ithalat, ihracat, izleme, tescil, etiketleme, kontrol ve denetim ile ilgili usul ve esasları kapsayan “Gıda Ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar Ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol Ve Denetimine Dair Yönetmelik”  26.10.2009 tarih ve 27388 sayılı Resmi Gazete ’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Burada okuyabilirsiniz: http://rega.basbakanlik.gov.tr/eskiler/2009/10/20091026-4.htm

Ben de her aklı selim ve sorumluluğunu bilen vatandaş gibi 15 dakikamı ayırıp yaşamımı, doğayı, diğer canlıları ve gelecek nesilleri tehdit eden bu sonuçları tahmin edilemez teknolojiyle ilgili yürürlüğe giren yönetmeliği okudum. Şöyle başlıyor yönetmelik:

Amaç

MADDE 1 – (1) Bu Yönetmeliğin amacı, insan yaşamı ve sağlığı, hayvan sağlığı ve refahı, tüketici çıkarları ve çevrenin en üst düzeyde korunması için genetiği değiştirilmiş organizma ve ürünleri ile genetiği değiştirilmiş organizma ve ürünlerini içeren gıda ve yem maddeleri hakkında karar verme, işleme, ithalat, ihracat, izleme, tescil, etiketleme, kontrol ve denetim ile ilgili usul ve esasları belirlemektir.

Güzel, yasanın amacında “insan yaşamı ve sağlığı, hayvan sağlığı ve refahı, tüketici çıkarları ve çevrenin en üst düzeyde korunması” diyor, bir umut okumaya devam ediyorum. Maalesef yönetmeliğin geri kalanı ne o kadar umut verici, ne de insan yaşamı ve sağlığı, hayvan sağlığı ve refahı, tüketici çıkarları ve çevrenin en üst düzeyde korunmasına öncelik veriyor.GDOlu gıdaların ithalatını, işlenmesini ve ihracatını yasallaştıran düzenlemeye göre GDO içermeyen gıdaların üzerinde GDO içermediğinin belirtilmesi bile yasak. Nasıl yani?
*
terrafirma*
Dünyayı doyuracağız safsatalarıyla yeşil devrimi gerçekleştirip dünyadaki en büyük felakete yol açan zihniyet şimdi de genetik devrimiyle açlığa çözüm olacağını iddia ediyor. Neden insanlık hatalarından öğrenmiyor? Neden kar odaklı teknolojilerin ne insan ne de yeryüzünün sağlığına iyi gelmediğini bir türlu kabul etmiyoruz? Neden tanrıyı oynamak yerine doğaya ve bizim algımızın çok ötesindeki evrensel güçlere teslimiyet gösterip bize verilmiş bolluk bereketle yaşamıyoruz? Herhalde insanın evriminin, yolculuğunun bir parçası olsa gerek bu kısmi körlük…
Kendimiz kadar önümüzdeki nesilleri de düşünmekle sorumluyuz. Ben onları düşündüğümde uzun dönem sonuçları bilinmeyen, olumsuz sonuçlarını bildiğimiz bir teknolojiyi destekleyemem. Referansımı doğadan aldığımda iyi, temiz, adili seçmekten başka şansımız olduğunu düşünmüyorum.
*
cocukvesalyangoz
*
Slow Food Türkiye, Fikir Sahibi Damaklar, GDOya Hayır Platformu konuyla ilgili olarak çalışmalara başladı, sizler de duyarsız kalmayın, bu grupları takip ederek topraklarımızın GDOsuz kalmasında siz de bir rol oynayın. GDOya Hayır Platformu’nun konuyla ilgili yayınladığı basın bildirisine buradan ulaşabilirsiniz.

Add comment 28 Ekim 2009

24 Ekim Uluslararası İklim Eylem Günü

posterİklim değişikliği ile ilgili farkındalık yaratmaya çalışan 350.org 24 Ekim’de tüm dünyada gerçekleşecek “Uluslararası İklim Eylem Günü”nü organize ediyor. Dünyanın hemen her ülkesinde binlerce eylem ve etkinlik düzenlenecek 24 Ekim Cumartesi günü, hem toplumda konuyla ilgili farkındalık arttırmak için hem de Aralık’ta Kopenhag’da düzenlenecek olan İklim Zirvesi (COP15) öncesi hükümetlere ve uluslararası karar mekanizmalarına iklim değişikliğini ciddiye almaları ve dönüşüm için gerçek ve çözüme yönelik adımlar atmalarını hatırlatmak için.

Türkiye’de de etkinlikler var, siz de dünyadaki milyonlarca insanla birlikte sesinizi duyurabilirsiniz iklim değişikliğine dur demek için!

Türkiye’deki etkinliklere ulaşmak için tıklayın:  http://www.350.org/action-list?country=tr&city=

Add comment 21 Ekim 2009

Aptallık Çağı

Sevgili dostlar,age-of-stupid-postersmall

Şu anda Greenpeace’in katkılarıyla İstanbul’da gösterilmekte olan APTALLIK ÇAĞI (Age of Stupid) isimli filmi mutlaka izleminizi öneririm. Film, iklim değişikliği ile ilgili yarı belgesel yarı fantastik bir film. Bu film tüm dünyada büyük bir heyecanla karşılandı. Kopenhag İklim Zirvesi (COP15) öncesi bu filmi mutlaka görmek lazım, özellikle iklim değişikliği ile fikri olmayan insanlara, gençlere, öğrencilere izletmek lazim. Üstelik gösterimler ÜCRETSİZ.

Film 24 Ekim’de Ankara’da da gösterilecek. (Bilgi aşağıda)

detayli bilgi:
http://www.greenpeace.org/turkey/kopenhag/age-of-stupid

İstanbul BKM – Aptallık Çağı Ekim Programı

16 Ekim Cuma – - 17:00 -
17 Ekim Cumartesi – 15:00 17:00 -
18 Ekim Pazar – 15:00 – -
21 Ekim Çarşamba – - – 21:00
23 Ekim Cuma – - 17:00 -
24 Ekim Cumartesi – 15:00 17:00 -
28 Ekim Çarşamba – - – 21:00
30 Ekim Cuma – - 17:00 -
31 Ekim Cumartesi – 15:00 17:00 -

Çankaya Belediyesi, Çağdaş Sanatlar Merkezi – Aptallık Çağı Ekim Programı
24 Ekim Cumartesi – - 18:00 20:00

1 comment 19 Ekim 2009

her nefeste umut

action

Kendimi bildim bileli güzel olanı, doğru olanı, umut vereni yapmaya, yaratmaya, davet etmeye çalışıyorum. İmkansızları konuşma lüksümüzün olmadığı bir dönüm noktasındayız insanlık olarak ve bugün her zamankinden daha çok parçası olmak isteyeceğimiz bir vizyona ihtiyacımız var. İnsanların yeryüzünün ve doğanın bir parçası oldukları bilinciyle yaşadıkları, birbirleriyle ve yeryüzüyle dengeli ve adil ilişkiler kurdukları, sevgi, barış ve dayanışma kültürünü oluşturdukları yeni bir gerçeklik. Bu hayal edebildiğimiz ve bu hayallere inandığımız sürece mümkün…

Hızla değişiyor dünya ve insan bilincinin evrimiyle farkındalığı da giderek artıyor. DSC07783Binlerce yıl önce yolları ayrılmış olan bilim ve spiritüellik bile yeniden bir araya geliyor. Farklılıklarımızın güzel olduğunu, bir bütünün parçası olduğumuzu, yeryüzünün bizi beslediğini görmeye başlıyoruz; bu farkındalıkla hem insanlığı hem de yeryüzünü gözeten çözümler üretiyoruz. İşte bu yükselen bilincin ürünü bir sistem permakültür. Çözüme odaklı olduğu için, çözümler mümkün, yeter ki isteyip kolları sıvayalım dediği için ve doğadan sağduyulu çözümler önerdiği için çok önemli. “Problem çözümdür” diyor permakültür, “doğayı gözlemle” diyor. Son bir aydır devam eden permakültür maratonu boyunca hocamız Penny Livingston’dan öğrendiğim en önemli şey insanların yeryüzünün başına gelmiş bir bela olmadığı ve hatta permakültür gibi doğayı gözlemleyerek ve anlayarak geliştirdiğimiz sistemlerle yeryüzünde bolluk, bereket ve biyolojik çeşitlilik yaratabileceğimiz.

19-27 Eylül’de Fethiye’de, 8-11 Ekim’de İstanbul’da düzenlediğimiz permakültür çalıştayları çok keyifli, bereketli ve bol ilhamlı geçti. Penny hocanın ODTÜ’de yaptığı sunumu da sayarsak yaklaşık 150 kişi permakültürle tanışmış ve çözüm olasılıkları ile ilgili farkındalık kazanmış oldu. Bu çalıştayların arkasındaki vizyon uzun dönemde Türkiye’de bir permakültür ağının oluşması ve bu ağın birlikte öğrenerek büyümesiydi. Buna yönelik ilk adımları attığımıza inanıyorum. Çalıştaylara katılanların çoğu permakültürle ilgili bilgilerini, tecrübelerini uygulamaya geçerek derinleştirmek ve en önemlisi çevreleriyle paylaşmak isteyen insanlar; sağlam bir iletişim ağı oluşturabilirsek birlikte öğrenen ve öğrendiklerini Türkiye’nin dört köşesinde paylaşan bir permakültür topluluğu oluşturacağımıza inanıyorum.

Son dönemde Penny ile düzenlediğimiz permakültür çalıştaylarının da etkisiyle ortaya çıkan ve dikkate alınması gereken bazı  gelişmeler şöyle:

DSC07840

  • 2009 yılında (Ekim ayı itibariyle) üçü Steve Read, ikisi Penny Livingston tarafından olmak üzere toplam beş permakültür çalıştayı düzenlendi.
  • 2009 yılı başı itibariyle açtığımız permakültür yahoo grubunun şu anda 142 üyesi var. Katılmak için: http://groups.yahoo.com/group/permakultur-turkiye/
  • Yine 2009 yılında permakültür ve ekoköy girişimleri tecrübelerinin bir çevrimiçi platformda toplanması amacıyla açılmış bir ning sayfası var. Katılmak için: http://bahcedeyiz.ning.com/
  • Fethiye çalıştayına katılan ve yıllardır permakültürü yakından takip eden ve bu konuda eğitim almış olan arkadaşımız Mustafa Bakır çok yakında Permakültür Araştırma Enstitüsü’nü kuracağını açıkladı. Gelişmeleri http://www.marmaric.org dan takip edebilirsiniz.
  • Bill Mollison’un Permakültüre Giriş (Introduction to Permaculture) kitabı Sinek Sekiz Yayınevi tarafından çevrildi ve şu anda yayına hazırlanıyor. Yine Bill Mollison’un Tasarımcının El Kitabı (Designer’s Manual) yine Mustafa Bakır’ın girişimiyle şu anda bir grup çevirmen tarafından çevriliyor.
  • İstanbul’da yaptığımız permakültür çalıştayında bir grup İstanbul’da permakültür tasarımıyla bir şehir bahçesi (community garden) oluşturma girişimini başlatmak üzere kolları sıvadı. Bu girişimle ilgili herkesin katılımına açık bir toplantı düzenlemeyi planlıyorlar, ki haberini yakında duyacaksınız.

Fethiye’de ve İstanbul’daki çalışmaların notlarından kitapçıklar hazırlandı ve bunları herkesin erişimine açık olacak şekilde bu blogdan ve diğer mecralardan paylaşacağız. Fethiye’deki çalıştayın notları hala düzenleniyor; İstanbul çalıştayının notlarına buradan ulaşabilirsiniz:

Penny Livingston ile İstanbul permakültür çalıştayı notları

Permakültürle kalın,

Filiz

1 comment 15 Ekim 2009

Penny Livingston ile permakültür heyecanı

19-27 Eylül tarihlerinde Fethiye Pastoral Vadi’de gerçeklestirdiğimiz permakültür (sürdürülebilir yaşam alanları tasarımı) çalıştayı çok keyifli geçti ve Türkiye’de permakültürle ilgilenen,  bu konuda çalışmalar yapmak isteyen, sürdürülebilir yaşam için projeler geliştirmiş pek çok kisiyi buluşturdu. 52 kişilik katılımla sanıyorum Türkiye için bir permakültür rekoru kırdık! Permakultürün dünyadaki öncülerinden Penny Livingston Stark ile gerçekleştirdiğimiz 8 günlük bu çalıştayda sabahları permakültürün teorisi, prensipleri, etik anlayisi, toprak, biyolojik yontemlerle topragin ve suyun aritilmasi, gida ormanlari gibi konulari islerken ogleden sonraları uygulamalı çalışmalarla ellerimizi ve ayaklarımızı toprağa değdirdik. Kompost yapımı, kompost çayı, malç yapımı, kerpiçten bank yapimi uygulamalı calismalarimiz arasindaydi. Aksamlari da permakulturle ilgili sunumlar, film gösterimleri, paylaşımlarla geçti. Haftanın en önemli oturumlarindan biri,  Mete Hacaloğlu (Hocamkoy ve Harman), Ali ve İnci Gökmen (Güneşköy) gibi Türkiye’de sürdürülebilir yaşama dair pek çok projeyi hayata gecirmiş tecrübeli dostların daha genç katılımcılarla tecrübelerini paylastığı oturumdu. Bir diğer unutulmaz an, Avustralya Permakültür Araştırma Enstitüsü’ne skype ile bağlanmamız ve permakültürün kurucularından Bill Mollison ile canlı görüşmemiz oldu. Türkiye’de pek çok kişinin permakültürle ilgilendiğini ve öğrencisi ve dostu Penny Livingston’u görünce duygulanan Bill dedeye sevgimizi ve takdirimizi sevinç çığlıklarıyla ilettik…

Sonuç olarak hem permakültürle ilgili pek çok şey öğrendik hem de Türkiye’de bir permakültür ağının kurulmasıyla ilgili ilk adımlar atılmış oldu. Bir de müjde, yıllardır permakültür öğrenen arkadaşımız Mustafa Bakır çalıştayda Turkiye’de bir Permakültür Araştırma Enstitüsü kuracağını açıkladı, enstitünün web sayfası hazırlık aşamasındaymış, şimdilik enstitüye ev sahipliği yapacak Marmariç Permakültür’ün web sayfasından takip edebilirsiniz bu girişimi, www.marmaric.org. Anlayacağınız cok yakın zamanda Türkiye’deki permakültür çalışmaları hızla artacak gibi görünüyor. Katılımcılar öyle yoğun çalıştılar ki, çalıştayın notları hemen  Türkçeye çevirildi ve çok zengin bir materyal oluşturuldu. Çok yakında çalıştayın bu çıktısını hepinizle paylaşacağız. Çalıştayımızdan alınmış bazı görüntüleri aşağıda görebilirsiniz. Aynı resimleri bu bağlantıda da görebilirsiniz: http://www.flickr.com/photos/24536939@N00/sets/72157622505104132/

Penny Livingston Stark ile yapacaığımız ikinci çalıştay 8-11 Ekim’de İstanbul’da gerçekleşecek. Kayıtları devam eden çalıştayda permakultürün teorisi ile birlikte, şehirdeki permakültür uygulamalarından, iklim değisikliğiyle başedebilmek icin dirençli toplumların oluşmasından ve sosyal sürdürülebilirlikten bahsedeceğiz. Bilgi ve kayıt icin kolektifbilinc@gmail.com a yazabilirsiniz.

Ayrıca Penny Livingston Stark, 5 Ekim Pazartesi günü saat 15.30da ODTÜ (Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde) KKM C salonunda bir permakültür sunumu yapacak.

Add comment 2 Ekim 2009

Previous Posts


iletişim

+ Sürdürülebilir yaşamla ilgili etkinliklerinden haberdar olmak isterseniz syfestivali@gmail.com adresine bir e-posta atarak iletişim listemize katılmak istediğinizi belirtebilirsiniz.

Sayfalar

Blogroll

Watch videos at Vodpod and other videos from this collection.

11th hour

You have been telling the people that this is the Eleventh Hour. Now you must go back and tell people that THIS is the hour. And there are things to be considered: Where are you living? What are you doing? What are your relationships? Are you in right relation? Where is your water? Know your garden. It is time to speak your truth. Create your community. Be good to each other. And do not look outside yourself for the leader. This could be a good time! There is a river flowing now very fast. It is so great and swift that there are those who will be afraid. They will try to hold onto the shore. They will feel they are being torn apart, and they will suffer greatly. Know the river has its destination. The elders say we must let go of the shore, Push off into the river. Keep our eyes open, And our heads above the water. See who is in there with you and celebrate. At this time in history, we are to take nothing personally, Least of all ourselves. For the moment that we do, our spiritual growth and journey Comes to a halt. The time of the lone wolf is over. Gather yourselves! Banish the word struggle from your attitude and vocabulary. All that we do now must be done in a sacred manner and in celebration. We are the One’s we’ve been waiting for. We are the One’s we’ve been waiting for.