2010′da sürdürülebilir yaşam için niyetler, çözümler, küçük adımlar

Yılın bu zamanlarını pek severim, hele bir de yavaşlayıp sona eren yılı gözden geçirecek, yeni gelen yıl için niyetlerimi belirleyecek kadar vaktim varsa. Bu yıl bu vakti yarattım kendim için, çünkü sonların ve başlangıçların önemine, değerine, kutlanması gerektiğine kalpten inanıyorum.

Ben 2009 için değerlendirmemi yapıp 2010 için niyetlerimi yazdım yazmasına ama yeni yıl bahanesiyle uzun süredir aklımda olan bir yazıyı da buradan paylaşmak istiyorum. Eğer kazara yolunuz bu bloga düşmüşse büyük ihtimal sürdürülebilir bir yaşamın hayalini kuruyorsunuz siz de. Öyleyse işte 2010’da yeryüzüne biraz daha uyumlu, keyifli, sağlıklı yaşamak için atabileceğimiz küçük adımlar…

1. Bisiklet kullanın!

Yerel ulaşım için en keyifli, en pratik çözüm. Şehir trafiğine bisikletle çıkılmaz demeyin, vatandaşlar olarak bisiklete binme hakkımızı savunmalıyız, ve ne kadar çok kişi bisikletle çıkarsa yollara, yerel yönetimler buna seyirci kalmayıp bisiklet yolları tahsis edecektir. Tüm dünyada olduğu gibi İstanbul’da da düzenlenen Critical Mass (Kritik Çoğunluk) Hareketine bir göz atmanızı öneririm. Her ayın en son Cumartesi günü İstanbul’da Göztepe parkında bisiklet hakları için pedal çevirenlere katılabilirsiniz.

2. Uçak yerine tren

Uçak firmaları kırasıya rekabet içinde fiyat kırarken uçmamak kolay değil, biliyorum. Ama mümkünse uçak yerine mesela trenle seyahat etmek tercih edilebilir. Deneyin, seveceksiniz. Sürdürülebilir yaşamın ilkelerinden biri içinde kendimizi kaybettiğimiz hızımızı biraz kesmek ve hayatın doğal ritmine dönebilmek. İnanın bana trenin yumuşak salınımı sizi hayatın doğal ritmine daha yakınlaştıracak.

3. Yerel, organik, mevsimlik yiyecekler

Yaşasın yerel organik gıda hareketi! Göz nuru el emeği ile, özveriyle yetiştirilmiş organik yiyecekler gibisi yok…hele de yerelinizde yetişmisse. Şehirde yaşayan birinin yapabileceği en büyük katkı iyi, temiz, adil gıda tüketmek. Hem artık Türkiye’de sayıları giderek artan ekolojik pazarlarda taze ve ekonomik organik gıdaya ulaşmak mümkün. İstanbul (Şişli Feriköy ve Kartal’da, üçüncü ekolojik pazar yakında Maltepe’de açılıyor), Ankara, Samsun, Bodrum, Bursa ekolojik pazarları olan şehirler arasında…Eğer yaşadığınız yerde ekolojik bir pazar yoksa bunu yerel yönetiminizden talep edebilirsiniz.

4. Su matarası ve bez torba

Bu harika ikili plastik kullanımınızı büyük ölçüde azaltacak basit bir çözüm. Kendinize bir su matarası ve alışverişelerinizde kullanmak üzere bir kaç bez torba edinin. Ve bunları çantanızdan hiç bir zaman eksik etmeyin. Alışmanız biraz zaman alacak ama doğadaki binlerce canlının hayatına mal olan plastikten vazgeçmenin dayanılmaz hafifliğini çok seveceksiniz.

5. Bilinçli tüketim

Tükettiğimiz her şeyin bir üretim hikayesi var. Genelde bu hikayede bizim hayal edebileceğimizden daha fazla enerji, su, doğal kaynak harcanıyor ve doğal hayatı yıkıma uğratan bir atık problemi oluşuyor. Çılgınca ama sürekli büyümeye odaklı, er geç balon gibi patlayacak global bir ekonomik sistemin tüketimi pompalamasına aldanmamak lazım, çünkü doğal kaynakları yerine koymadan tükettiğimiz sürece yeryüzünden ve gelecek nesillerden borç alıyoruz. Her ne kadar bu çılgın sistemin dışında kalmak mümkün olmasa da ihtiyacımız kadar tüketerek, iyi, adil ve temiz ürünleri seçerek sistemin dönüşümünde etkin bir rol oynayabiliriz.

6. Dönüştür, yeniden kullan, paylaş

Bilinçli tüketmek aynı zamanda az tüketmek demek. Ama az tüketmek demek ihtiyaçlarımızdan vazgeçmek anlamına gelmiyor. Yüksek yaratıcılığımızı ve zekamızı kullanarak elimizde varolanlarla basit çözümler bulmak mümkün. Artık kullanmadığımız eşyalarımızı çöpe atmaktansa dönüştürüp yeniden kullanmak mümkün. Ya da en azından bu eşyaların el değiştirip ihtiyacı olan başka birinin kullanımına sunulması düşünülebilir. Bunu mümkün kılan freecycle ağına mutlaka üye olmanızı öneririm. Kullanılmış eşyaların bedava değişimini sağlayan freecycle’in Ankara, Bolu, Çanakkale, Diyarbakır, İstanbul, İzmir ve Sinop’ta yerel ağları var. Bu ağların e-posta gruplarına buradan ulaşabilirsiniz.

7. Yavaş yaşa

Kendiniz için, sevdiklerinizle birlikte olmak için, dinlenmek, oyun, öğrenmek ve hayatınızı dinlemek için zaman ayırın, zaman yaratın. Sahip olduğumuz tek şey içinde olduğumuz an, hayatı ertelemeyin.

8. Toprak üret

Permakültürde beni en çok heyecanlandıran konu toprağı anlamak ve toprağın oluşumuna yardımcı olmak. “Biz bitkiyi değil, toprağı yetiştiririz” diyor bir çiftçi. Ve toprağınız ne kadar zengin, ne kadar sağlıklıysa bitkileriniz, ağaçlarınız, yiyecekleriniz, kendiniz o kadar sağlıklı olursunuz. Ayrıca ormanların kaybı ve endüstriyel tarımın etkisiyle toprağın en zengin üst tabakasının giderek yok olduğunu hatırlarsak ekosistemin iyileşmesi için mutlaka yapmamız gereken bir şey doğaya toprağın oluşumu için destek olmak. Bunu da en kolay organik atıklarımızı kompost haline getirerek yapabiliriz. Kompost yapımına buradan bir başlangıç yapabilirsiniz.

9. Permakültür

Hayatınız, hayata bakış açınız değişecek! Hazır topraktan laf açılmışken permakültürden bahsetmeden olmaz. Ekosistemin bir parçası olarak, ekosistemin iyileşmesine yardımcı olarak, akıllı, üretken, sağlıklı, keyifli nasıl yaşayabilirsiniz? Bir an önce permakültürü araştırıp öğrenmeye başlayın. Ve paylaşmaya…bugün bir merak olarak başlasa da yakın gelecekte hayatta kalmamız için önemli bir pratik olacak permakültür. Özellikle yakında Türkiye Permakültür Araştırma Enstitüsü’ne ev sahipliği yapmaya hazırlanan Marmariç Permakültür’ü takip edin. Ve permakültür etkinliklerini takip etmek istiyorsanız Permakültür Türkiye yahoo grubuna katılın.

10. Birlikte olmak

Dostlarınızla, komşularınızla bir araya gelin, potlaçlar düzenleyin, sizin için önemli olan konularla ilgili sohbetler yapın, birlikte daha çok vakit geçirin.

11. Yaşamla, evrenle, manayla, kendinizle bağlantı

Bu benim spiritüellik tanımım. Varoluşun büyüsü ve heyecanı ile bağlantıyı her an hatırlamak iyi ve temiz bir yaşam sürmek, en önemlisi büyümeye ve evrimleşmeye devam edebilmek için çok önemli. Bağlantıyı kaybettiğinizi farkettiğiniz anda yapabileceğiniz ne varsa yapın, meditasyon yapın, çocuklara bakın, toprağı koklayın, günlüğünüzü açın, dans edin…ne yapmanız gerekiyorsa onu yapın.

12. Dahil edin

Türkiye’de pek sık hatırlamasak da yerel yönetimler bize hizmet için varlar. Yerel yönetimlerle bağlantı kurun, onları bilgilendirin, onlara yapabilecekleri hizmetler için ilham verin. Yerel yönetiminizden daha çok yeşil alan, bisiklet yolları, geri dönüşüm hizmeti, şehirde gıda üretilebilecek bahçeler, yenilenebilir enerji talep edin.

13.  Çocukları sevin, yarıştırmayın

Çocuklarımız çok garip bir çağa doğdular, bir geçiş çağına. Krizde olan sistemlerden birinin de daha baştan hatalı tasarlanmış eğitim sistemi olduğunu pekala biliyoruz, biliyoruz ama yine de çocuklarımızın bu at yarışına dönmüş eğitim sisteminin dişleri arasında öğütülmesine göz yumuyoruz. Çocuklar sevilmek, korunmak, koklanmak içindir; daha hayatın başlangıcında onların ruhunu ve yaratıcılığını köreltmeyelim. Ülkemizde de alternatif eğitimle ilgili girişimler var. Ne yapabilirim diyorsanız Alternatif Eğitim Derneği ve Eğitim Sanatı Dostları Derneği’ni takip edebilirsiniz.

14.  Öğrenin ve katılın

Hem dünyada hem ülkemizde yeni bir yaşam felsefesi, sürdürülebilir bir yaşam için çalışan, öğrenen, üreten binlerce insan, organizasyon ve network var. Şu anda bu yeni dünya düzeni oluşuyor, siz de bunun bir parçası olun. Türkiye’de takip etmenizi önereceğim, güzel işler yapan bazı organizasyonlar ve ağlar şunlar:

Slow Food

Slow Food Gençlik Gıda Hareketi

Fikir Sahibi Damaklar

Pembe Domates Ağı

Meyve Mirası

Marmariç Permakültür

Permakültür Türkiye iletişim grubu

Sinek Sekiz Yayınevi

İklim için Gençlik

Buğday Derneği

15. ve son olarak, kendinizi bu kadar ciddiye almayın – nefes alın, zorluklardan öğrenin ve yola devam!

Sözü yıllar önce ilk okuduğumdan beri bana ilham veren ve rehberlik yapan bir kehanetle bitirmek istiyorum. Amerika’daki Hopi kabilesinin bilgeleri tarafından verildiği inanılan bu mesaj sanki tam bugünü tarif ediyor…

2010 yılınız ışık ve ilham dolu olsun, kendi gerçeğinize yürüme cesareti bulacağınız bir yıl olması dileğiyle…

11. saat

İnsanlara bunun 11. saat olduğunu söylemekteydiniz

Şimdi geri dönün ve onlara deyin ki bu o saattir

ve düşünülmesi gereken konular var:

Nerede yaşıyorsunuz?

Ne yapıyorsunuz?

İlişkileriniz nasıl?

Doğru ilişkide misiniz?

Suyunuz nerede?

Bahçenizi bilin

Şimdi doğrunuzu konuşmanın zamanı

Topluluğunuzu yaratın

Birbirinize iyi davranın

ve lideri dışınızda bir yerde aramayın

Bu iyi bir zaman olabilir!

Şimdi çok hızlı akan bir nehir var

O kadar büyük ve süratli ki ondan korkanlar olacaktır

onlar kıyıya tutunmaya çalışacaklar

paramparça olduklarını hissedecekler, çok canları yanacak

Bilin ki bu nehrin varacağı bir yer var

Bilgeler diyor ki kendimizi koyuvermeliyiz

nehrin akışına

gözlerimiz açık

başımız suyun üstünde

kim orada sizinle görün ve kutlayın

tarihin bu noktasında hiçbir şeyi kişisel alamayız

hele hele kendimizi

bunu yaptığımızda spiritüel gelişimimiz ve yolculuğumuz duracaktır

yalnız kurdun zamanı geçti! Biraraya toplanın!

Mücadeleyi sözcük dağarcığınızdan ve tavrınızdan çıkarın

Şimdi her yaptığımız kutsal bir tutum ve kutlamayla yapılmalı

Çoktandır beklediğimiz onlar, biziz!

Add comment 3 Ocak 2010

AVATAR’ı niye izlemelisiniz?

2009 yılında izlediğim son film ve 2010’da izlediğim ilk film AVATAR oldu. Son yıllarda izlediğim en ilginç filmlerden biri olan Avatar’ı çok sevdim. Tam bir teknolojik başarı olan bu filmi sanatsal bir kritikle değil ama ekolojist bir bakış açısıyla sevdim. Klasik bir iyi-kötü mücadelesi ve Hollywood klişelerinden de nasibini bol bol almış film ama doğayla insan ilişkisine dair öyle göndermeler, semboller ve mesajlar var ki, Avatar, kesinlikle en sevdigim filmler arasında yerini aldı. Söylenenlere göre yönetmen James Cameron 15 yıldır bu proje üzerinde çalışıyormuş ve filmi yapabilmek için teknolojinin yeterli seviyeye gelmesini beklemek zorunda kalmış.

Filmin – bana göre – mesajı, global kapitalist militarist sistemin yeryüzünü ve insanları tükettiği ve bunun böyle devam edemeyeceği, evrendeki canlı cansız tüm varlıkların birbirleriyle bağlantılı ve etkileşim halinde olduğu, evrendeki eril/dişil dengesinin önemi ve bu dengenin yeniden sağlanması gerektiği, insanlığın varolmaya devam edebilmek için evrimleşmesi gerektiği ve bunun gibi daha pek çok mesaj…yine de Hollywood’dan böyle bir mesaj çıkması ve bu filmin dünyada milyonlarca insan tarafından izlenecek olması hayret verici bir şey! Ama bana öyle geliyor ki 2010 yılında daha pek çok hayret verici gelişmeye şahit olacağız…

Tabi filmin zamanlaması da çok önemli. Avatar, Kopenhag Zirvesi’nin bittiği gün gösterime girdi. Yani tam da konuyla ilgili hassasiyet doruk noktadayken ve bizler Kopenhag’da “liderlerin” insanlığın geleceği için adım atamamasının hayal kırıklığını yaşarken Avatar’ın mesajı daha bir güçlü geliyor insanın kulağına…

Mutlaka izleyin…

2 comments 2 Ocak 2010

Slow Food ile Terra Madre (Toprak Ana) gününü kutlamak!

Yaklaşık bir yıldır aşk ile üyesi olduğum Slow Food hareketinin Terra Madre (Toprak Ana) gününü kutluyoruz bugün! Uluslararası gıda hareketi Slow Food’un kuruluşunun 20. yılına denk gelen bugünde yerel gıdayı, küçük çiftçiyi, biyolojik ve kültürel çeşitliliği ve Toprak Ana’nın bize sunduğu tüm nimetleri şükranla hatırlıyor ve kutluyoruz.

Terra Madre kutlamaları yerel gıdayı seçmenin önemine, iyi, adil ve temiz gıdaya tüm insanların erişim hakkı olması gerektigine ve sürdürülebilir gıda sistemlerinin bir an önce oluşturulmasına dikkati çekecek.

Fikir Sahibi Çocuklar ekmek atölyesi

2009 yılının bana en güzel hediyelerinden biri olan Slow Food Gençlik Gıda Hareketi de önümüzdeki hafta sonu bir Terra Madre kutlaması düzenliyor. Cumartesi günü İstanbul Feriköy’deki ekolojik pazarda buluşacak olan gençler, buradan alacakları yerel ve organik gıdalarla Pazar günü sağlıklı ve doğa dostu bir öğlen yemeği hazırlayacaklar. Organizasyonla ilgili bilgi için Ceylan Çelikoğlu’na lacunae2@yahoo.com dan ulaşabilirsiniz.

Ayrıca yine üyesi olduğum yerel Slow Food topluluğu Fikir Sahibi Damaklar da 12 Aralık Cumartesi akşamı bir Terra Madre yemeği düzenliyor. Bilgi için: http://fikirsahibidamaklar.org

Dünyanın COP15′i konuştuğu bugünlerde iklim değişikliği ile tarım arasındaki direk bağlantıyı konuşmanın tam zamanı. Topraktaki karbonun havaya salınmasında ciddi bir paya sahip olan konvensiyonel tarım faaliyetleri ve politikaları hem bizi hem de yeryüzündeki diğer canlıları tehdit ediyor. Yerel, iyi, temiz, adil gıdayı, sürdürülebilir tarımı ve permakültürü şimdi konuşmayacağız da ne zaman konuşacağız??

Add comment 10 Aralık 2009

insanlık tarihinin dönüm noktasında…

Şu anda olmak isteyebileceğim – yaklaşan Konya yolculuğu haricinde – bir yer var: Kopenhag.

Çünkü tam şu anda – ben bu satırları yazarken – insanlık tarihinin belki de en önemli buluşması gerçekleşiyor. Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi (COP15) 7 Aralık 2009′da Kopenhag’da başladı. 1999′da Seattle’daki Dünya Ticaret Örgütü (WTO) protestolarında vatandaşların ve sivil halkın çok uluslu şirketlere ve politikacılara verdiği dersten tam 10 yıl sonra Kopenhag’daki buluşmanın dünyanın en büyük vatandaş eylemine dönmesi bekleniyor.

Gerçek şu ki Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi‘nde masaya yatırılan çözüm önerileri hala eski bir zihniyetin ve global kapitalist sistemin ürünleri. Özellikle de ancak bir geçiş dönemi stratejisi olabilecek – ki öyle bile içerdiği dezavantajları göz önüne almak lazım – karbon ticareti (cap & trade, bakınız Annie Leonard’ın son filmi) ön plana çıkıyor hükümetler ve uluslarası organizasyonlar için. Bakalım COP15′in açılışında gösterilen kısa film politikacıları ve kırılıp dökülmüş bir ekonomik sistemi kurtarmaya çalışanları ikna edebilecek mi?

Tabi Kopenhag’daki en heyecanlı olay Birleşmiş Milletler zirvesi değil. Asıl heyecan veren politikacılara ve uluslarası organizasyonlara “eğer siz üstünüze düşeni yapmazsanız, biz vatandaşlar ve NGOlar olarak sorumluluk almaya hazırız, çözümleri konuşmak için buradayız ve sizi de izliyoruz !” mesajını veren binlerce aktivistin tek ses olarak “SİSTEM DEĞİŞİMİ, İKLİM DEĞİŞİMİ DEĞİL” demesi. Gerçekten de geriye dönülemezin eşiğinde insanlık ve büyük resmi görüp parçaları birleştirmenin zamanı geldi de geçiyor bile. İşte Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi’yle paralel yürüyen Klimaforum09 – Halkın İklim Zirvesi tam da bunu yapmaya çalışıyor. Günde 10 bin kişinin ziyaret etmesi beklenen Klimaforum09′u organize edenler kendilerini şöyle tanımlıyor:

Biz, dünyanın her köşesinden endişeli, sıradan vatandaşları temsilen buradayız.

Biz, bürokratlar, politikacılar, işletmeler ve kamu hizmetlileri gibi zorunlu menfaat gruplarını temsil etmiyoruz.

Biz bilim insanlarını, taban eylemcilerini, akademisyenleri, yazarları, sanatçıları ve hayatın her alanından insanları temsil ediyoruz.

Klimaforum09′un arkasındaki fikir insanların, tabandan hareketlerin ve organizasyonların iklim kriziyle ilgili yapıcı çözümleri geliştirebilecekleri açık bir alan yaratmaktır.

Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi’nde masaların arkasında oturan zihin ve kalplere de inanıyorum, onlar da insan sonuçta. Ama bu zihin ve kalpleri sınırlayan öyle çok kutu, formalite, kural, üniforma, koşullanma, öyle dar ve kontrollü bir sistem var ki, ben ona güvenemiyorum. O yüzden benim kalbimi pırpır ettiren, ümidime ve inancıma güç katan HALKIN GÜCÜ. İnsanlık tarihinin hiç bir anında bilincin “bir”lik evrimine bu kadar yakın olmamıştık. Yarattığımız global ağın kalp atışlarını duyabiliyorum. Şimdi, şu anda insanlık tarihinin en önemli anlarından birine şahit olduğumuza inanıyorum, siz ne dersiniz?

Eğer siz de COP15′i Türkiye’den katılan bazı dostlarımızın gözünden takip etmek isterseniz size 3 önerim var:

Greenpeace Akdeniz Genel Direktörü Uygar Özesmi – http://uygarozesmi.blogspot.com/

İklim İçin Gençlik – http://cop15.iklimicingenclik.com/

Küresel Ekoköyler Ağı (GEN) Avrupa Genel Kurulu üyesi Deniz Dinçel (Sinek Sekiz kendisinin ingilizce mesajlarını Türkçeleştiriyor) – http://sineksekiz.wordpress.com

Add comment 8 Aralık 2009

Marmariç’ten permakültür manzaraları

Bu aralar İzmir’deyim; İstanbul’dan uzaklaşmanın huzurunu pek renksiz bulduğum İzmir’in her zamanki orta şeker havasını soluyarak yaşıyorum…İzmir’e yaklaşık bir saat mesafede Bayındır İlçesi’ne bağlı Dernekli Köyü’nün Marmariç mahallesine yolum düşüyor bu aralar, bir kaç sebepten dolayı.

Müstakbel Türkiye Permakültür Araştırma Enstitüsü’ne (şimdilik aktif olmasa da web sayfasını verelim: http://www.permacultureturkey.org/) ev sahipliği yapmaya hazırlanan Marmariç’te giderek artan bir heyecan ve hareketlilik var bugünlerde. Çünkü Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Küresel Çevre Fonu Küçük Destek Programı (SGP) çerçevesinde “Permakültür Tasarım Yöntemleriyle Doğa Dostu, Sürdürülebilir ve Verimli Arazi Kullanım Modeli Geliştirme ve Uygulama Projesi”ni hayata geçirmeye başladı Marmariç’liler. Özellikle Mustafa Bakır ve Erkan Buğday’ın liderliğini yaptığı bu proje kapsamında geniş ölçekli yağmur hendeği (swale), gölet ve gıda ormanları yaratmayı planlayan ekip yağmur çamur demeden çalışıyor. Projeyle ilgili daha detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz. İşte geçen hafta Marmariç’e vardığımızda yağmura aldırmadan arazide swale’ler için ölçüm yaparken bulduk Mustafa ve Erkan’ı.

Beni de bir heyecan aldı ve biraz hoşbeş ettikten sonra yağmurlukları giyinip düştük yollara. Mustafa heyacanımı görmüş olacak eş yükselti eğrilerini belirlemede kullandıkları nivo’yu kullanmayı bana da öğretti ve bir sıra eş yükselti eğrisini aleti kullanarak ben belirledim. Permakültür aksiyonu gerçekten çok keyifli!

Add comment 7 Aralık 2009

bir tohum masalı…

Çiftçi nasırlı elinde tuttuğu ufacık tohuma baktı sevgiyle ve kurda, kuşa, aşa diyerek fırlattı onu aşkla bekleyen toprakla buluşması için…ne yağmurlar yağacaktı toprakla tohumun aşkının üstüne, ne rüzgarlar esecekti, ne arılar, kelebekler, uğur böcekleri kutlamaya gelecekti güneş bu aşkı tüm bereketiyle kutsarken…

Ve insan sadece meyvesini topladı tohumla toprağın aşkının, aşını yaptı, karnını doyurdu, sağlık buldu; kurtla, kuşla, böcekle, komşusuyla paylaştı hasadını, doğanın dengesi ve adaleti böyleydi çünkü…kurda, kuşa, aşa…

Bir de topladı tohumlarını bir dahaki bahara ekmek üzere, bir daha, bir daha…değiş tokuş etti komşusuyla daha verimli, bereketli olsun diye atalık tohumları…zamanı geldiğinde açtı tohum çıkınını, yüreğinde şükran, dudaklarında aynı dua: kurda, kuşa, aşa…

Binlerce yıl doğanın cömertliğine ve bereketine saygıyla, sevgiyle yaşamış insanoğlu, insankızı taa ki kendisinin bütünün icindeki yerini unutana kadar. Ne doğanın adaletine boyun eğiyor artık, ne de kendisinden sonraki nesilleri nasıl etkileyeceğini düşünüyor aldığı kararların. Bu zihniyetin üretimlerinden biri olan Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar’ı (GDO) içeren gıda ve yem ürünleri artık ülkemizde yasal. Binlerce, onbinlerce vatandaş GDOya Hayır! diyerek duyarlılığını, kararlılığını paylaşıyor hem medyada, hem sokakta, hem de gıda seçimlerini yaparken…

Hayır asla dolu dolu söylenen bir EVET kadar güçlü olamaz. Bunun farkındalığıyla bizi EVET demeye davet eden bir kampanya hazırlığına girişti çiçeği burnunda ve idealist bir yayınevi olan SİNEK SEKİZ. “Yerel Tohumlarınıza Sahip Çıkın” çağrısıyla güzel dostum İrem’in (Sinek Sekiz Yayın Yönetmeni) nefis tasarımı birleşince ortaya böyle güzel bir eser çıkmış:

Yukarıdaki şablonu bastırıp, kesip, yerel tohumlarınızı saklayabileceğiniz bir zarf hazırlayabilirsiniz. İrem şimdilerde kampanyayı geliştirmek için çalışıyor, kendilerini ilham veren bloglarından takip edebilirsiniz…

Add comment 1 Aralık 2009

The Story of Cap & Trade (Sınırla-Pazarla Sisteminin Hikayesi)

Ülkemizde de ilgiyle izlenen Story of Stuff (Şeylerin Hikayesi) ın yaratıcısı Annie Leonard’ın iklim değişikliği ve karbon ticareti ile ilgili son filmi Kopenhag’daki İklim Zirvesi’ne 1 hafta kala internet üzerinden paylaşıldı. Sürdürülebilirliğe bütüncül bir bakış açısı getiren ve tüm dünyada milyonlarca kişi tarafından izlenen Story of Stuff’ın ardından bu Annie’nin ilk projesi…Karbon ticaretinin iklim değişikliğine bir çözüm olarak sunulmasına eleştirel bir bakış açısı getiren “The Story of Cap & Trade”, kabaca bir çeviriyle Sınırla-Pazarla Sisteminin Hikayesi, yine çok ses getireceğe benziyor. Filmi burada izleyebilirsiniz, şimdilik sadece İngilizce:

The Story of Cap & Trade, Capitol Hill (ABD meclis binası) ve Kopenhag’da iklim değişikline yönelik en çok konuşulan çözüme gerçekçi ve dinamik bir bakış. Annie Leonard bizlere bu çözümün yaratıcıları enerji tüccarlarını ve Wall Street’in finans uzmanlarını tanıştırıyor ve bu çözümün detaylarındaki şeytanlıkları açıklıyor: büyük kirleticilere bedava izinler, sahte karbon telafileri ve iklim değişikliği için gerçek çözümleri göz ardı etmemiz..Karbon ticaretini duyduysanız ve ne olduğunu ya da kimin çıkarına hizmet ettiğini tam olarak bilmiyorsanız, bu film sizin için!

Böylesine önemli bir konuyu yine basit ama güçlü bir anlatımla gündemimize taşıyan Annie Leonard ve ekibine teşekkürler…Detaylı bilgi için http://storyofstuff.com/capandtrade/

2 comments 1 Aralık 2009

arada, geçişte, sessizlikte…

Bundan tam 4 yıl önce Türkiye’ye döndüğümden beri bir projeden diğerine koşturup duruyorum. Kasım 2005’te Türkiye’ye döndüğümde Buğday Derneği’nin kapısını çalmış, kısa bir süre sonra da onlarla çalışmaya başlamıştım. Bunu takip eden 4 yıl boyunca birbirinden heyecanlı “sürdürülebilir yaşam” projeleri birbirini kovaladı: Buğday ile Ekolojik Pazar ve saman balyasından ev projesi, Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali, Sürdürülebilir Yaşam Gezici Festivali, Slow Food Gençlik Gıda Hareketi, permakültür eğitimleri ve Türkiye permakültür ağı…yurtdışında parçası olduğum proje ve networkler de cabası… Bir de baktım ki, bu yılın ortalarında doğru, yorulmuşum, ne yeni bir proje yaratacak halim kalmış, ne de var olan projeleri sürdürecek…Ben de pek çok aktivistin ve sosyal girişimcinin muzdarip olduğu aynı problemle karşı karşıya buldum kendimi. “Dünyada ve toplumda yapılacak çok iş var, zaman az” zihniyetiyle kendi sağlığını ve ihtiyaçlarını göz ardı etmek. “Hayata hizmet” niyetiyle çalışıp da kendini “burned out” yani bitmiş, tükenmiş bulan o kadar çok arkadaşım var ki bu yolda benimle yürüyen.

Artık zamanıdır dedim ve Ekim ayındaki permakültür eğitimlerini de tamamladıktan sonra uzun zamandır ihtiyaç duyduğum “arayı” hediye ettim kendime. Arada olmak, geçiş, tanımlanmış bir hayat tarzından ve iş rutininden bilinmeyene doğru adım atmak, kendini evrenin yol göstericiliğine açmak, hayatın doğal akışına hizalanmak…artık yola düşmek zamanı, büyülü gizem yolculuğum dedim buna, içe ve dışa yapılacak bir yolculuk, öze, gerçeğe doğru… Aslında bu “aralara” o kadar ihtiyacımız var ki hepimizin. Zaman zaman durmaya, içimize dönmeye, kendimizle başbaşa kalmaya, yeni bir şeyler görüp, duyup öğrenmeye…Mevlana’nın dediği gibi …Her gün bir yerden göçmek ne iyi, her gün bir yere konmak ne güzel, bulanmadan donmadan akmak ne hoş, dünle beraber gitti cancağızım, şimdi bir şeyler söylemek lazım…Ne kadar söz varsa düne ait, şimdi yeni şeyler söylemek lazım…

Çok emek ve zaman verdiğim ve büyüyüp topluma hizmet potansiyeli olan bazı projeleri bırakmak epey zor oldu. Ama bir noktada tohumların filiz verip tutunduğuna ve bundan sonra başkalarının sorumluluk alacağına olan inancım – bir yerde kendini çok önemsememek – bu adımı atmamı kolaylaştırdı. Kendi değerimizi yaptığımız işlerle ve “başarılarımızla” özdeşleştirdiğimiz bir kültürde durmak, hiç bir şeye (ama aslında herşeye) adım atmak yine zihni zorlayan bir seçim. Ama vücut ve kalp onayını aldıktan sonra zihne söyleyecek fazla bir şey kalmıyor…

Yolculuğumun ilk durağı Andrew’un önerisiyle katıldığım “Aile Dizimi” (Family Constellation) semineri oldu. Konunun gerçek ustası Svagito Liebermeister tarafından Cihangir Yoda’da düzenlenen 3 günlük çalışma herhalde bugüne kadar beni en derinden etkileyen çalışmalardan biri oldu. Aile Dizimi, Bert Hellinger’ın geliştirdiği bir sistem. Bu sisteme göre gündelik yaşamdaki sorunlarımızın kaynağı (işte, evde, duygusal, fiziksel, ruhsal) aile dinamiklerimizde yatıyor. Analiz olmadan sadece aile fertlerini temsilen seçilen kişileri dizerek yapılan çalışma esnasında o andaki ailenin (öz ya da mevcut ailenin) dinamikleri ortaya çıkıyor. Bu dinamikler, sevgi yollarında bir tıkanma ya da düğüm ortaya çıkarabiliyor. Düğümlerin ortaya çıkması ile tıkanıklıkta bir gevşeme başlıyor, sevgi yolları ‘hizaya’ giriyor. Daha fazla bilgi için Cihangir Yoga ve Svagito’nun web sayfalarına bakabilirsiniz.

Bir sonraki durak 10 günlük bir Vipassana meditasyonu inzivasıydı. Yorulmuş, yıpranmış bir insanın kendi için yapabileceği en iyi şey, en iyi ilaç, hediye… Olanı olduğu gibi görmek anlamına gelen Vipassana, Hindistan’ın en eski meditasyon tekniklerinden biridir. Vipassana, evrensel hastalıklara evrensel bir çare, bir başka deyişle bir Yaşama Sanatı olarak 2500 yıldan daha uzun bir süre önce Hindistan’da Budda tarafından öğretilmiştir. İnsanın kendi nefesini ve vücudundaki duyumları objektif olarak gözlemleyerek beden ile zihin arasındaki derin bağlantı üzerinde odaklanmasıdır. Bu bağlantı, bedenin yaşamını şekillendiren ve zihnin yaşamına da sürekli bağlı olan ve onu koşullayan bedensel hisler üzerine disiplinli bir şekilde dikkatin yoğunlaştırılması ile doğrudan deneyimlenebilir. Bu teknik, zihinsel kirliliklerin tamamen yok edilmesini ve bunun sonucunda da eksiksiz özgürlüğün en yüksek mutluluğunu amaçlamaktadır. Bu tekniğin amacı, yalnızca hastalıkları tedavi etmek değil, insanın mutsuzluğunun, ıstırabının asıl tedavisini gerçekleştirmektir. İnsanın düşüncelerini, duygularını, yargılarını ve duyumlarını işleten bilimsel yasalar anlaşılır hale gelir. Doğrudan deneyimle, kişinin ilerleyişinin ya da gerileyişinin, ıstırabı nasıl ürettiğinin ya da ondan nasıl özgürleştiğinin doğası anlaşılır. Yaşam, artan farkındalıkla, aldanmadan uzak, öz-denetim ve huzur ile nitelik kazanır. (Daha fazla bilgi için http://www.tr.dhamma.org/index.htm)

Tam 10 gün boyunca kendi içimize yönelik kanallar haricinde tüm iletişim (yani dikkati dağıtacak) kanalları kapattık; televizyon, telefon, bilgisayar, kitap, defter, hiç bir şey yoktu. 10 gün boyunca tam bir sessizlik ve teslimiyet içerisinde (evet, konuşmak da yasaktı) günde yaklaşık 10 saat oturup nefesi, zihni ve vücudu gözlemlemek inanılmaz bir tecrübe. Dikkatinizi dağıtan hiç bir dış faktör olmadığı için ister istemez kendinizle, zihninizin ürettiği tüm olumsuzluklarla, kendi özgürlüğünüzü ve sevme kapasitenizi sınırlayan düşünce kalıplarıyla karşı karşıya kalıyorsunuz. Bu karşılaşma zor ama insanı arındıran, hafifleten ve özgürleştiren bir süreç. Dışarda ne olursa olsun, nihayetinde kendi yaşamlarımızla ve içimizde olup bitenlerle ilgili sorumluluğu alabilme cesaretini göstermeyi destekleyen bir süreç.

10 gün bitip de inziva mekanindan ayrıldığımda üzerimden ağır bir yük kalkmış gibi hafif, bir hamur gibi yumuşak ve o anki gerçekliğimle olabildiğine barışık buldum kendimi. Ve tabi şükran duygusuyla dolup taşarak…beni bu inzivadan haberdar eden dostum Nesli’ye, inzivayı organize edenlere, Goenkaji’ye ve tabi Budda’ya…

Yolculuğun bundan sonraki durağı Konya. Almanya, Yunanistan, İran, Belçika ve Afganistan’dan dostlarımla Şeb-i Arus için buluşacağız, Mevlana ve Şems’i ziyaret edeceğiz. Doğrunun ve yanlışın ötesinde sevgiyi ve barışı arayanlarla buluşmak dileğiyle…

Add comment 28 Kasım 2009

Penny Livingston/Pastoral Vadi permakültür çalıştayı notları

Eylül ayında Penny Livingston ile Pastoral Vadi’de yaptığımız permakültür çalıştayının notları bir grup katılımcı tarafından Türkçeleştirildi ve bir kitapçık halinde derlendi. Önsözünü Penny’nin yazdığı bu kitapçığın hazırlanmasında büyük emeği geçen Ali Gökmen ve diğer arkadaşlarıma tüm permakültür topluluğu adına teşekkür ediyorum.

Çalıştay notlarına buradan ulaşabilirsiniz:

Penny Livingston/Pastoral Vadi permakültür çalıştayı notları

Bu belge hiç bir karşılık beklenmeden herkesin kullanımına açıktır. Parayla satılmaz. Belge paylaşılacaksa bir bütün olarak paylaşılması önerilir. Belgede herhangi bir parça kullanılacaksa referans verilmesi gereklidir.

Umuyoruz ki bu belgede paylaşılan bilgiler pek çok kişiye ulaşır; yaşam alanlarımızın daha güzel, sağlıklı ve sürdürülebilir alanlara dönüşmesine hizmet eder. Lütfen siz de bu dokümanı kendi eposta gruplarınızla ve bloglarınızda paylaşın ki permakültür farkındalığını ve bilgisini paylaşarak çoğaltalım. Teşekkürler!

spiral_grup

5 comments 5 Kasım 2009

GDO’lu gıdaların yönetilmesini değil, yasaklanmasını istiyoruz!

gdo_bulten

Bu bültenin pdf formatına buradan ulaşabilirsiniz: GDO Bülten

Add comment 3 Kasım 2009

Previous Posts


Web günlüğümüzün özet akışına abone olmak ve güncellemeleri eposta ile haber almak için buraya eposta adresinizi yazın

iletişim

+ Sürdürülebilir yaşamla ilgili etkinliklerinden haberdar olmak isterseniz syfestivali@gmail.com adresine bir e-posta atarak iletişim listemize katılmak istediğinizi belirtebilirsiniz.

Sayfalar

Blogroll

Watch videos at Vodpod and other videos from this collection.

11th hour

You have been telling the people that this is the Eleventh Hour. Now you must go back and tell people that THIS is the hour. And there are things to be considered: Where are you living? What are you doing? What are your relationships? Are you in right relation? Where is your water? Know your garden. It is time to speak your truth. Create your community. Be good to each other. And do not look outside yourself for the leader. This could be a good time! There is a river flowing now very fast. It is so great and swift that there are those who will be afraid. They will try to hold onto the shore. They will feel they are being torn apart, and they will suffer greatly. Know the river has its destination. The elders say we must let go of the shore, Push off into the river. Keep our eyes open, And our heads above the water. See who is in there with you and celebrate. At this time in history, we are to take nothing personally, Least of all ourselves. For the moment that we do, our spiritual growth and journey Comes to a halt. The time of the lone wolf is over. Gather yourselves! Banish the word struggle from your attitude and vocabulary. All that we do now must be done in a sacred manner and in celebration. We are the One’s we’ve been waiting for. We are the One’s we’ve been waiting for.