Etiketler

, , , , , , ,

GDOlu ürünlerin ithalat, ihracat ve işlenmesini yasallaştıran yönetmeliğin yürürlüğe girmesinin üzerinden henüz bir hafta geçti ki konuyu takip eden sivil insiyatifler, başta GDOya Hayır Platformu olmak üzere Slow Food gibi gıda hareketlerinin üyeleri kolları sıvayıp kendi geleceğimiz ve çocuklarımızın geleceği için ne yapılması gerektiğini konuşmaya başladı. Belki de şu anda Türkiye’de bir tarih yazılıyor. Belki de ilk defa halkın onayı alınmadan, endişeleri görmezden gelinerek alınan, tepeden inme bir karar halk tarafından, hem de tabandan gelen bir hareketle sorgulanacak. Eğer biz sağduyulu ve geleceğin sorumluluğunu üstlenmeyi bilen vatandaşlar olarak sesimizi hep birlikte çoğaltırsak yasayı yapanlar bizi duymak zorunda kalacak. Ve inanıyorum ki onların vicdanlarında bir yerde “gelecek nesillere ve yeryüzüne” olan sorumluluk hissi uyanacak.  Ne de olsa biz bu dünyayı gelecek nesillerden ödünç aldık…başak

İşte bunu çok güzel ifade etmiş Fikir Sahibi Damaklar‘ın GDO ile ilgili hazırladığı son e-bülten. Bakın neler demişler:

Anneler! 26 Ekim Pazartesi günü 27388 sayılı Resmi Gazete’de sizi, ailenizi, çocuklarınızı çok yakından etkileyecek bir yönetmelik yayımlandı:

Tohumluklar dışındaki genetiği değiştirilmiş organizma ve ürünleri ile bunları içeren gıda ve yem maddeleri hakkında karar verme, işleme, ithalat, ihracat, izleme, tescil, etiketleme, kontrol ve denetim ile ilgili usul ve esasları kapsayan Gıda Ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar Ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol Ve Denetimine Dair Yönetmelik” !

Şu andan itibaren market raflarına uzanıp da aldığınız herhangi bir ürün, bulbçocukluğunuzda yediğiniz, yemeye alıştığınız gıda olmayacak. Çocuklarımıza “çocukken yediğimiz”i yedirme hakkımız, elimizden alındı. “Yerine koyduğumuz”sa, çocuklarımıza yüksek ihtimal daha fazla sağlık problemi olarak dönecek.

Yeni doğanlarımızda daha fazla otizm göreceğiz. Yeni doğanlarımızın daha çoğu yaşamayacak. Çocuklarımızın çocuklarını görebilme ihtimalimiz,  annelerimizinkinden daha düşük olacak…

Aldığınız her ürünün etiketini okuyun. Her içeriği sorgulayın. Endüstriyel, hazır, paketlenmiş gıdalardan uzak durun. Organik ürün tercih edin. Sertifikasyon sistemi mükemmel olmasa da, bu ürünler diğerlerinden pahalı görünse de gözünüze, düşünün ki gerçek gıdayı tanımlamanın henüz başka bir yolu yok. Gerçek gıda tüketin. Gerçek gıda tüketmemek çok daha pahalı, unutmayın. Çocuğunuza ne yedirdiğinizi ve neden diğerini yedirmediğinizi anlatın. Anlatın ki, o da kendini koruyabilsin. Ve unutmayın: bugünün dünyası kazanç odaklı! Cebinizdeki o binbir güçlükle kazandığınız paranın alım gücüne son kuruşuna kadar güvenin. Onu gerçek gıdaya yatırın. Düşünün ki raflardaki onca yapay ürün, onca niteliği düşük gıda siz satın almadığınızda karlılığını yitirecek. Düşünün ki, gıdaymış gibi yapan onlarca kavanoz, kutu ve şişe siz satın almadığınızda üretenlerine birer zarar olarak geri dönecek. Ve hayal edin, bir gün, eğer, çokuluslu şirketler fark ederlerse ki tüketici gerçek gıdaya yöneliyor, kimbilir, belki üretimlerini gözden bile geçirirler.

slowfoodcuyuzGerçek gıdaya eşit erişim hakkı çocuklarımızın en temel hakkıdır!
Bu yönetmelik bizi kollayan bir yönetmelik değil.
Bu yönetmelik çokuluslu şirketlere toprağımızı, tohumumuzu sömürme yolu açan bir kapı.
Vatandaşını ticaretin, gerçek gıdayı GDO’nun önüne koyan bir yönetim arzuluyoruz.
Biz GDO’lu gıdaların yönetilmesini değil, yasaklanmasını istiyoruz.
Yönetmeliği kaleme alan ve altını imzalayanlara bir çift sözümüz var:
“Oğul sadıklığın bu muydu? Valla kurda yedirdin beni”

“Fikir sahibi damaklar” grubunun üyelerinden biri bültene şunları yazdı: “Dünya dünya olalı  beri mısırın püskülüne konan kelebeği, artık ‘konmamaya’ ikna etmek üzere mısırın genetiğine işlenen bir kimyasal, yıkamakla çıkmaz, biliyorum; çünkü kızımın gözlerinin yeşili gibi, o kimyasal da, tümüyle mısırın kodlarında artık. Üzerinde ya da etrafında değil. İçinde.
Kelebek konarsa mısırın püskülüne ve yumurtalarını bırakırsa eğer, ürünün bir kısmı zarar görür, doğru. Ama, o mısırı kızım yediğinde, içine işlenen, yıkamakla temizleyemeyeceğim, haşladığımda gitmeyecek o kimyasal, kızıma ne yapar… Asıl onu merak ediyorum ben.
Diyorlar ki “üreticisi, eğer, GDO’lu ürünün zarar verdiğini fark ederse, ürününü piyasadan çeker!”
Diyorum ki, “benim kızım denek değil”…

Fikir sahibi damaklar grubu üyelerinden bazıları ise 1 Kasım’da GDO orucuna girdi… Bundan sonra içinde GDO olan hiçbir gıdayı yemeyecekler…