Etiketler

, ,

Bundan tam 4 yıl önce Türkiye’ye döndüğümden beri bir projeden diğerine koşturup duruyorum. Kasım 2005’te Türkiye’ye döndüğümde Buğday Derneği’nin kapısını çalmış, kısa bir süre sonra da onlarla çalışmaya başlamıştım. Bunu takip eden 4 yıl boyunca birbirinden heyecanlı “sürdürülebilir yaşam” projeleri birbirini kovaladı: Buğday ile Ekolojik Pazar ve saman balyasından ev projesi, Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali, Sürdürülebilir Yaşam Gezici Festivali, Slow Food Gençlik Gıda Hareketi, permakültür eğitimleri ve Türkiye permakültür ağı…yurtdışında parçası olduğum proje ve networkler de cabası… Bir de baktım ki, bu yılın ortalarında doğru, yorulmuşum, ne yeni bir proje yaratacak halim kalmış, ne de var olan projeleri sürdürecek…Ben de pek çok aktivistin ve sosyal girişimcinin muzdarip olduğu aynı problemle karşı karşıya buldum kendimi. “Dünyada ve toplumda yapılacak çok iş var, zaman az” zihniyetiyle kendi sağlığını ve ihtiyaçlarını göz ardı etmek. “Hayata hizmet” niyetiyle çalışıp da kendini “burned out” yani bitmiş, tükenmiş bulan o kadar çok arkadaşım var ki bu yolda benimle yürüyen.

Artık zamanıdır dedim ve Ekim ayındaki permakültür eğitimlerini de tamamladıktan sonra uzun zamandır ihtiyaç duyduğum “arayı” hediye ettim kendime. Arada olmak, geçiş, tanımlanmış bir hayat tarzından ve iş rutininden bilinmeyene doğru adım atmak, kendini evrenin yol göstericiliğine açmak, hayatın doğal akışına hizalanmak…artık yola düşmek zamanı, büyülü gizem yolculuğum dedim buna, içe ve dışa yapılacak bir yolculuk, öze, gerçeğe doğru… Aslında bu “aralara” o kadar ihtiyacımız var ki hepimizin. Zaman zaman durmaya, içimize dönmeye, kendimizle başbaşa kalmaya, yeni bir şeyler görüp, duyup öğrenmeye…Mevlana’nın dediği gibi …Her gün bir yerden göçmek ne iyi, her gün bir yere konmak ne güzel, bulanmadan donmadan akmak ne hoş, dünle beraber gitti cancağızım, şimdi bir şeyler söylemek lazım…Ne kadar söz varsa düne ait, şimdi yeni şeyler söylemek lazım…

Çok emek ve zaman verdiğim ve büyüyüp topluma hizmet potansiyeli olan bazı projeleri bırakmak epey zor oldu. Ama bir noktada tohumların filiz verip tutunduğuna ve bundan sonra başkalarının sorumluluk alacağına olan inancım – bir yerde kendini çok önemsememek – bu adımı atmamı kolaylaştırdı. Kendi değerimizi yaptığımız işlerle ve “başarılarımızla” özdeşleştirdiğimiz bir kültürde durmak, hiç bir şeye (ama aslında herşeye) adım atmak yine zihni zorlayan bir seçim. Ama vücut ve kalp onayını aldıktan sonra zihne söyleyecek fazla bir şey kalmıyor…

Yolculuğumun ilk durağı Andrew’un önerisiyle katıldığım “Aile Dizimi” (Family Constellation) semineri oldu. Konunun gerçek ustası Svagito Liebermeister tarafından Cihangir Yoda’da düzenlenen 3 günlük çalışma herhalde bugüne kadar beni en derinden etkileyen çalışmalardan biri oldu. Aile Dizimi, Bert Hellinger’ın geliştirdiği bir sistem. Bu sisteme göre gündelik yaşamdaki sorunlarımızın kaynağı (işte, evde, duygusal, fiziksel, ruhsal) aile dinamiklerimizde yatıyor. Analiz olmadan sadece aile fertlerini temsilen seçilen kişileri dizerek yapılan çalışma esnasında o andaki ailenin (öz ya da mevcut ailenin) dinamikleri ortaya çıkıyor. Bu dinamikler, sevgi yollarında bir tıkanma ya da düğüm ortaya çıkarabiliyor. Düğümlerin ortaya çıkması ile tıkanıklıkta bir gevşeme başlıyor, sevgi yolları ‘hizaya’ giriyor. Daha fazla bilgi için Cihangir Yoga ve Svagito’nun web sayfalarına bakabilirsiniz.

Bir sonraki durak 10 günlük bir Vipassana meditasyonu inzivasıydı. Yorulmuş, yıpranmış bir insanın kendi için yapabileceği en iyi şey, en iyi ilaç, hediye… Olanı olduğu gibi görmek anlamına gelen Vipassana, Hindistan’ın en eski meditasyon tekniklerinden biridir. Vipassana, evrensel hastalıklara evrensel bir çare, bir başka deyişle bir Yaşama Sanatı olarak 2500 yıldan daha uzun bir süre önce Hindistan’da Budda tarafından öğretilmiştir. İnsanın kendi nefesini ve vücudundaki duyumları objektif olarak gözlemleyerek beden ile zihin arasındaki derin bağlantı üzerinde odaklanmasıdır. Bu bağlantı, bedenin yaşamını şekillendiren ve zihnin yaşamına da sürekli bağlı olan ve onu koşullayan bedensel hisler üzerine disiplinli bir şekilde dikkatin yoğunlaştırılması ile doğrudan deneyimlenebilir. Bu teknik, zihinsel kirliliklerin tamamen yok edilmesini ve bunun sonucunda da eksiksiz özgürlüğün en yüksek mutluluğunu amaçlamaktadır. Bu tekniğin amacı, yalnızca hastalıkları tedavi etmek değil, insanın mutsuzluğunun, ıstırabının asıl tedavisini gerçekleştirmektir. İnsanın düşüncelerini, duygularını, yargılarını ve duyumlarını işleten bilimsel yasalar anlaşılır hale gelir. Doğrudan deneyimle, kişinin ilerleyişinin ya da gerileyişinin, ıstırabı nasıl ürettiğinin ya da ondan nasıl özgürleştiğinin doğası anlaşılır. Yaşam, artan farkındalıkla, aldanmadan uzak, öz-denetim ve huzur ile nitelik kazanır. (Daha fazla bilgi için http://www.tr.dhamma.org/index.htm)

Tam 10 gün boyunca kendi içimize yönelik kanallar haricinde tüm iletişim (yani dikkati dağıtacak) kanalları kapattık; televizyon, telefon, bilgisayar, kitap, defter, hiç bir şey yoktu. 10 gün boyunca tam bir sessizlik ve teslimiyet içerisinde (evet, konuşmak da yasaktı) günde yaklaşık 10 saat oturup nefesi, zihni ve vücudu gözlemlemek inanılmaz bir tecrübe. Dikkatinizi dağıtan hiç bir dış faktör olmadığı için ister istemez kendinizle, zihninizin ürettiği tüm olumsuzluklarla, kendi özgürlüğünüzü ve sevme kapasitenizi sınırlayan düşünce kalıplarıyla karşı karşıya kalıyorsunuz. Bu karşılaşma zor ama insanı arındıran, hafifleten ve özgürleştiren bir süreç. Dışarda ne olursa olsun, nihayetinde kendi yaşamlarımızla ve içimizde olup bitenlerle ilgili sorumluluğu alabilme cesaretini göstermeyi destekleyen bir süreç.

10 gün bitip de inziva mekanindan ayrıldığımda üzerimden ağır bir yük kalkmış gibi hafif, bir hamur gibi yumuşak ve o anki gerçekliğimle olabildiğine barışık buldum kendimi. Ve tabi şükran duygusuyla dolup taşarak…beni bu inzivadan haberdar eden dostum Nesli’ye, inzivayı organize edenlere, Goenkaji’ye ve tabi Budda’ya…

Yolculuğun bundan sonraki durağı Konya. Almanya, Yunanistan, İran, Belçika ve Afganistan’dan dostlarımla Şeb-i Arus için buluşacağız, Mevlana ve Şems’i ziyaret edeceğiz. Doğrunun ve yanlışın ötesinde sevgiyi ve barışı arayanlarla buluşmak dileğiyle…