Etiketler

, , , , , , , , , , ,

Geçtiğimiz hafta çılgın girişimlerime bir yenisini ekledim. Allahtan artık beni az çok tanıyanlar ve takip edenler benden bu tür şeylerin gelebileceğini bildiklerinden şok olmuyorlar.

Kendimi bildim bileli ideallerim için ve doğrultusunda yaşayan bir insanım. Dünyanın ve insanlığın evrim yolculuğunda aktif rol ve sorumluluğumu üstleniyorum ve yaratabileceğimize gönülden inandığım sürdürülebilir bir dünya için elimden geleni yapıyorum, pek çoğumuz gibi. (Burada anahtar kelime ‘elinden geleni yapmak‘). Pek çoğunuz benim kadar radikal seçimler yapmamış olabilir (yollarda ve 24/7 bu dönüşümü düşünerek ve kendini buna adayarak yaşamak) ama eğer gelecek nesiller için umudunuz var ve başınız dik siz de her an elinizden geleni yapıyorsanız yanyana yürüyoruz demektir…

Çılgın girişime gelelim. Radikal seçimlerimin en başında uyanık saatlerimde enerji ve zamanımı vermeyi seçtiğim işer geliyor. Yıllar önce insanın ruhunu sıkan, zihnini bulandıran ve yaşam neşesini kaçıran organizasyonlardan uzak durma kararı aldım ve buna sadık kaldım. Resmini net gördüğüm güzelim dünya için ne gerekiyorsa – gerektiği zaman tek başıma gerektiği zaman kolektif girişimlerle – onu yaptım. İnsanlara ilham vermek için, sürdürülebilir bir yaşamın gerektirdiği becerilere sahip olabilelim diye film festivali de organize ettim, permakültür ağı oluşsun diye de uğraştım, ekolojik mimari çalıştayı da koordine ettim, grup süreçleri kolaylaştırıcılığı da yaptım. Nasıl olur, olmaz demedim, kolları sıvayıp giriştim gönlüme düşen fikri gerçekleştirmeye.

Bütün bunlar iyi hoş tabi, geçimini nasıl sağlıyorsun diyeceksiniz. İşte orada zorlandım ama bu beni yolumdan döndürmedi. Yaptığım işlerin bazılarından bir miktar gelir sağladım ama çoğu yaşadığım topluma, hayata ve kendime ‘hediye‘ oldu. Bedava yaptım demiyorum dikkatinizi çekerim. Çünkü bedava ve bedavacılıkla hediye verme ve alma kültürünün çok farklı olduğuna inanıyorum.

Finansal anlamda sıkıntılı dönemlerim oldu, zaman zaman ailemden ufak destekler almak zorunda da kaldım. Severek ve inanarak yaptığım işlerden sade ama tatminkar bir yaşam için nasıl geçimimi sağlarım diye düşündüm yıllardır ama toplumun genelinin ve hakim ekonomik sistemin ölçütleriyle parayı çoğaltan işler yapmadığım için ekonomik anlamda dönüşü olmadı pek çok projemin. Bu da bende hep içsel bir çekişme ve rahatsızlık yarattı yaptığım seçimlerle ilgili olarak.

Ta ki yakın zamanda Kutsal Ekonomi kitabıyla Amerika’yı sarsan yazar ve filozof Charles Eisenstein‘ın fikirleriyle tanışana kadar. Charles, para konusunu epey düşünmüş ve paraya yüklediğimiz tüm anlamı ve hakim ekonomik sistemin değer ve inanç sistemini kendince çözümlemiş. ‘Neden’ diyor ‘hayata gerçekten değer katan ve hayatı destekleyen fikirler ve projelerin ekonomik karşılığı olmazken, hayatı, yeryüzünü ve insanları sömüren ve hatta sonunu hazırlayan işlerin ekonomik değeri çok yüksek?’ Üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir soru. Nedeni basit aslında: rekabet, yokluk ve güvensizlik inanci/ilkeleri ve manevi/ruhani açlığın materyal tüketim yoluyla tatmin edilmesi üzerine tasarlanmış bir sistemden bahsediyoruz. Bunun böyle olduğunu bilsek de, çoğu zaman başımızı suyun üstünde tutmaya çalışmaktan çözüm yolları aramaya fırsatımız/enerjimiz/zamanımız bile olmuyor. Biliyorum…

Bir de üstüne yalnızlaşmışız. Para ve tüketim ekonomisinin insan toplulukları üzerindeki en fena etkisi de bu olsa gerek. Ver parayı çal düdüğü, bastır parayı al makarayı derken eskilerin güzel dayanışma gelenekleri unutulmaya yüz tutmuş. Yalnız bu işin içinden çıkmak zor. Dayanışmadan, kafa kafaya vermeden, yürek yüreğe değmeden, el ele tutmadan bu sistem, bu zihniyet, bu gerçeklik dönüşmeyecek.

İşte tam bu noktada – global kapitalist sistem çatır çatır çatırdarken – ve de bizler yalnızlığımızdan, adaletsizlikten, yıkım ve yozlaşmadan bu kadar sıkılmışken birbirimize dönmeyi ve bu yolda birbirimize destek olmayı hatırlıyoruz.

Ben de buradan yola çıkarak ve Charles’ın da ilhamıyla, madem ben bu dönüşüm için çalışıyorum ve kutsal bir iş yapıyorum ve bu işin eski düzende bir ekonomik değeri yok ama ben hayatımı sürdürmek durumundayım ki hediyelerimi vermeye devam edebileyim, o halde dayanışma ve hediye kültürü üzerine bir deney yapmalı diye düşündüm. Daha doğrusu öyle bir ilham geldi. En baştan beri yazıp durduğum çılgın girişim bu!

Dedim ki, kendime bir hediye kabilesi kuracağım. Beni ve yaptığım çalışmaları 1 yıl boyunca aylık hediyelerle desteklemek isteyen 50 kişi bulacağım ve böylece temel ihtiyaçlarımı ve biraz daha fazlasını (öğrenme ihtiyaçları, kişisel gelişim) karşılayarak yaptığım işlere daha çok zaman ve enerji verebileceğim. Temel fikir bu.

Şimdiden, çevremden ve içinde bulunduğum ağlardan beni kişisel olarak ya da uzaktan yaptığım işlerden tanıyan 21 kişi hediye kabileme katılmaya karar verdi. Bu daveti sizlere de uzatmak istiyorum. Bu deneyin daha detaylı ingilizce açıklamasını buradan okuyabilirsiniz. Katılmak isterseniz sacredresonanceproductions@gmail.com adresine bir mesaj yazabilirsiniz ya da aşağıdaki opsiyonlardan birini seçebilir, ve 12 ay boyunca miktarını seçtiğiniz hediyeyi benimle paylaşabilirsiniz. Tek yapmanız seçtiğiniz opsiyonun üzerine tıklamak, bu sizi otomatik olarak PayPay ödeme sistemine yönlendirecek.

Opsiyon 1 – $100/ay
Opsiyon 2 – $50/ay
Opsiyon 3 – $25/ay
Opsiyon 4 – $10/ay
Opsiyon 5 – $5/ay

Ya da en azından bu deneyi başkalarıyla paylaşabilir ve bu konuya dikkat çekebilirsiniz. Nihayetinde bulunduğumuz koşullarda oldukça ilginç bir ekonomik deney bu…

Çünkü bir yandan da amacım bu tarz hediye ekonomisi model ve örneklerini insanlarla paylaşmak ve mümkün olabileceğini göstermek. Şu anda yıldızı parlayan hediye ekonomisi konsepti, aslında Anadolu kültürüne hiç de uzak olmayan kültürel bir motif. Gerçi biz paylaşım ve dayanışma geleneklerini para harici takaslarla yaşamışız ama bu deneyde paranın da hediye olabileceğini göstermek istiyorum. Benimle benzer durumda olan pek çok insan var. Dönüşümün aktif yaratıcıları olan ve bunu yapabilmek için risk almayı seçen, desteklendikleri takdirde yeniyi yaratma süreçlerinin hızlanacağı ve güçleneceği insanlar. Onları, geçinme derdi hissetmeden, yaratıcılıklarını, vizyonlarını, zeka ve her türlü kaynaklarını yeniyi ve güzeli yaratma sürecine verebilmeleri için destekleyebiliriz. Bu modelin gerçekten mümkün olup olmadığını görmek istedim. Toplum destekli yaratıcılar modeline ben inanıyorum. Bu deneyi herkesle paylaşacağım ki dönüşüm için çalışan ve çalışmak isteyen herkes kendi deney ve girişimleri için cesaret bulsun. Yalnız kurdun zamanı geçti artık, ya beraberiz ya beraberiz bu yolda…

Bakın Charles neler diyor bu konuda. (Türkçe altyazılı izleyebilmek için film kutusunun sağ alt tarafındaki içinde cc yazan kırmızı kutucuğa tıklayın ve altyazı listesinden Türkçe’yi seçin. cc opsiyonu play’e bastıktan sonra görünür oluyor)

Hepimize bolluk bereket diliyorum! Ve beni bu yolda bugüne kadar maddi manevi desteklemiş tüm dostlara selam olsun, size şükran duyuyorum.

* Son resim Jean Pierre Hallet’e ait.

Reklamlar