Etiketler

, , , ,

Bu yazının orjinali www.yesilist.com‘da yayınlanmıştır.

Gezi direnişi ile birlikte bu aralar dayanışma ve paylaşım kültürünün canlandığına şahit oluyoruz hep beraber. Bir süredir üzerinde yazıp çizdiğim, hem yaşadığım hem insanlarla paylaştığım armağan ekonomisi böylesine gerçek bir şekilde gündeme oturuverince Yeşilist benimle bu konuda bir röportaj yaptı. Röportajı aşağıda okuyabilirsiniz. Kendilerine teşekkür ediyorum…Ayrıca 14 Temmuz Pazar günü Etiler Sanatçılar Parkı Forumu’nun düzenlediği şenlikte 18:00’de bir armağan çemberi yapacağız, iftar sonrası da dayanışma ve armağan ekonomisi üzerine konuşacağız. Bilgi için etkinlik sayfasına bakabilirsiniz.

Brave New World’den tanıdığımız Filiz Telek ile son zamanlarda özellikle parklarda düzenlenen forumlarda adına sıkça rastladığımız ‘armağan ekonomisi’ tanımını konuştuk, aklımıza takılan soruları ‘armağan ekonomisi’ deyince Türkiye’de akla gelen ilk isimlerden olan Filiz’e sorduk.
Röportaj: Deniz Aytekin


Fotoğraf: Nazım Serhat Fırat

Öncelikle ‘armağan ekonomisi’ nedir, bize biraz anlatır mısın?
Benim anladığım kadarıyla armağan ekonomisi insanların dünyaya vermek üzere geldikleri armağanlarını -ki bu armağanlar bir takım tecrübeler, beceriler ve uyguladıkları konular olabilir- bütünü besleyecek şekilde ve sade bir biçimde özgürce ve koşulsuzca vermeleridir.

Yani hayatlarını ticarileştirerek, para kazanıp bir takım güvenceler sağlamaya çalışarak değil de doğru olduğuna inandıkları, yapmaktan keyif aldıkları, tutku duydukları konulardaki armağanlarını dünyaya, insanlara, toplumlarına özgürce ve koşulsuzca sunmaları üzerinden kurgulanan bir ekonomik sistem.

Aynı zamanda bir yaşam felsefesi, bir insanlık kültürü aslında bu. Bizim Anadolu’dan da çok tanıdık olduğumuz ama özellikle modern yaşamda, şehirlerde bu hızlı ve çok yoğun yaşamlar içerisinde tüketmiş olduğumuz bir gelenek diyebiliriz ama şimdilerde yeniden canlanmaya başladı.

Armağan ve takas gibi sözcükler kullanıldığında insanların aklında çalışmadan yaşamak gibi bir algı oluşuyor, bunu biraz açıklar mısın?
Bir kere armağan ve takas aynı şey değil. Takas bir şeyin karşılığında bir şey vermek; bir şeyin karşılığında bir şey almak durumu söz konusu. Armağan ise dediğim gibi verme arzusuyla, şükran duygusuyla hiçbir karşılık beklemeden verdiğimiz bir sistem. Bu bedava yaşamaktan da farklı bir şey. Çalışmamak ve durduğumuz yerde bize armağanların verilmesi anlamına da gelmiyor.

Zaten öyle bir şey ki bu armağan ekonomisi (armağan kültürü) önce vermekle başlıyor. Hani ‘alış-veriş’ deriz ya burda ‘veriş-alış’ diyoruz. Orada bir akış olması çok önemli. Çünkü insan sürekli verdiği zaman kendindeki bir takım şeyleri tüketecektir. Bu sebeple verme ve alma dengesi çok önemli. Orada insanın verme dürtüsünden, verme iç güdüsünden başlayan bir akış, bir çember olması gerekiyor.

Bunun biraz naif bir çember olduğunu söyleyebilir miyiz?
Tabii ki, ama doğaya baktığımızda da böyle bir döngü var. Yani bir ağaç demiyor ki ‘’Sen bana şunu verirsen bunun karşılığında sana oksijen vereceğim.’’ ya da böğürtlen bitkisi demiyor ki ‘’Sen bana bunu verirsen ben sana böğürtlen vereceğim.’’ Doğaya baktığımızda varlıklar, ne ise o varlığın verdiği meyve, güzellik ya da katkı onu zaten hayata sunuyor bir şekilde. Ama siz ona iyi bakarsanız, suyunu verirseniz, gübresini güzel verirseniz vereceği meyveler daha da olgunlaşacaktır daha da tatlılaşacaktır. O yüzden insanlar için de durum böyle. Yani biz beslendiğimiz kadar daha da güzel daha da verimli olabileceğiz diyelim.

Peki, armağan çemberinde, armağanın değeri ölçülüyor mu? Nasıl koordine ediliyor bu çember?
Ölçülmüyor. Çok basit anlatmak gerekirse: Armağan çemberinde çember olup oturuyoruz önce. Birbirini tanımayan bir grup insansa önce tanışıyor. Üç tur yapılıyor çemberde. Önce ilk turda insanlar o toplulukla paylaşmak istediklerini, armağanlarını paylaşıyorlar sırayla; bir iki üç beş her ne ise.

Diyorlar ki örneğin ‘’Ben iyi fotoğraf çekerim, fotoğraflarınızı çekebilirim ya da fotoğraf çekmeyi öğretebilirim.’’ Biri diyor ki ‘’Ben iyi gitar çalarım, gitar çalmayı öğretmek isterim bunu paylaşabilirim.’’ Bir diğeri diyor ki ‘’ Evimde kullanmadığım bir divanım var. Bu divanım iyi durumda, bunu ihtiyacı olan başka birine vermek istiyorum.’’ Örnekler çoğaltılabilir. İkinci turda; katılımcılar bu sefer ihtiyaçlarını paylaşıyorlar ki bu daha zor oluyor genelde. Çünkü vermek daha kolay geliyor işin ilginç yanı.

Hep böyle sistemlere şüpheyle bakıyor insanlar, diyorlar ki ‘’Bunu kötüye kullanırlar, hep alırlar hiç vermezler.’’ Burda tam tersi oluyor. Bizim gözlemlediğimiz; vermek daha kolay ve istemek daha zor geliyor insanlara. Bunu da aşmayı öğrenmek lazım. Dediğim gibi ikinci turda insanlar acil olan ihtiyaçlarını paylaşıyorlar. Biri diyor ki ‘’Ben haftasonu seyahate gideceğim ama kedime bakması için birine ihtiyacım var.’’ Biri diyor ki ‘’Ben resim yapmayı öğrenmek istiyorum ya da çocuğum var kızım var birinin ona resim yapmayı öğretmesini istiyorum.’’ gibi. Ya da biri diyor ki ‘’Akşam geç saatlere kadar çalışıyorum. Ev yemeğine hasret kaldım. Biri bana haftada bir kaç gün bir tabak ev yemeği armağan eder mi?’’ Yine örnekleri çeşitlendirebiliriz.

Sonra üçüncü turda bu ihtiyaçlar ve armağanlar eşleşiyorsa bunları eşleştiriyoruz. Yine sırayla biri diyor ki ‘’Ben sizin verdiğiniz bu armağana talibim. Sizin şu ihtiyacınıza da şöyle cevap verebilirim.’’ Ya da diyor ki insanlar ‘’Ben sizin ihtiyacınıza cevap veremiyorum ama böyle birini tanıyorum. O size yardımcı olabilir, iletişim kurmanızı sağlayayım.’’diyor. Böylece bir ihtiyaç-armağan eşlemesini de yapıyoruz.

Ondan sonra çember tamamlanıyor. Ben sonrasında çok şahit oldum. Birinin alışılagelmedik bir ihtiyaci süpriz bir sekilde çemberde karsilanabiliyor, güzel ilişkiler, güzel dostluklar kuruluyor. Biz ocak ayından beri Türkiye’nin farklı yerlerinde sekiz armağan ekonomisi atölyesi yaptık ve hep armağan çemberi ile bitirdik. Oralarda başlamış çok güzel dostluklara hala şahit oluyoruz. Çok çok güzel bir topluluk oluşturma süreci aslında diyelim.

Peki, bu armağan çemberinde kaç kişilik bir ekipten bahsediyoruz genel olarak? Kaç katılımcı oluyor bu çemberlerde? Çünkü farklı farklı isteklerin tatmin edilmesi çok ilginç bir çemberde.
Belli bir sayısı yok ‘’Şu kadar kişi olmalıdır.’’diye ama yine de nedir; çok küçük olursa çok çeşitlilik olmaz, armağanlar ihtiyaçlar açısından. Çok kalabalık olursa da çemberin kolaylaştırılması zor olabilir ve çok uzun zaman alabilir. O yüzden en verimli, en çeşitlilikli, zaman açısından da kolaylaştırılabilen çember bence 20 ile 40 kişi arası olur. Çeşitlilik olduğu için armağanlar ve ihtiyaçlar güzel eşleşir, zaman açısından da çok zorlanılmaz o kadar kişiyle çember yaparken.

Son olarak armağan ekonomisini daha ayrıntılı irdelemek isteyenler için birkaç kaynak soracağım sana.
Memnuniyetle. Şu linkleri inceleyebilirler:
http://blog.zumbara.com/category/armaganekonomisi/
https://surdurulebiliryasam.wordpress.com/2012/09/20/charles-eisenstein/
http://esyakutuphanesi.com/armagan_kaynaklari/#more-181
http://www.thebravenewworld.org/the-gift/?lang=TR

Deniz Aytekin
deniz@yesilist.com

twitter.com/denizaytekin

Reklamlar